''Ne karmaşası tam bir savaş alanı ve ben düştüğüm yerde kimin askeriyim bilmiyorum! Neyse ki gökyüzü var. Bir gün onla savaş, bir gün bunla. Ya da bu bir savaş hali mi? Kendime de hiç güvenmiyorum ki! Önce tıpkı bir savaş gibi, gidere gider, sonra … Tedirginliklerimi, gerim gerim anlarımı hayretle izleyenler, en çok da ailem. ‘Yahu bir dur, yok öyle abarttığın gibi değil’ Diyeninden tutun da, ‘Yerinde olsam sokağa bile çıkamazdım.’ diyenine kadar. Hah tamam buldum, borderline bu kesin. Şu yaşımda başıma gelene bir bakın. Bakayım ne kadar yatarı varmış?''
Bu içsel konuşmalar, herhangi bir gencin hayatındaki büyüme sancılarının dile gelmiş, mizahi bir kesiti. Bu bir kimlik bulma çabası. Bu sürece bir başkalaşım diyen, bir istiridyenin kabuğundan ayrılması kadar acı verici diye tanımlayan hatta bu hezeyanın çocukluğa yas tutmaya neden olduğunu söyleyen bile var.
Bu kadar sancılı mı, ne dersiniz? Bir yaşayana sormak lazım. Hadi herkes kendine sorsun. Bu sorunun cevabına uzmanlar da ortak bir yanıt oluşturamamışlar. Kimi zor, kimi kolay diyor.
Uyum sağlıyor olmak mesela, her şeyin yolunda gittiğini; başarılı, sağlıklı, içsel huzura erişmiş durumda olduğumuzu mu gösterir?
Ya da derslerde başarılı olan birine mutluluğu yakalamıştır, kim bilir ne iyi arkadaşlıkları vardır diyebilir miyiz? Diyemeyiz değil mi?
Hadi bir dizi karakteri üzerinden düşünelim: Game of Thrones’ten Arya Stark! Kendisine kılıcı hediye edildiğinde, nasıl da büyüdüğünü hissetmişti ve bir o kadar da yetersiz, yalnız. Ama kılıç onundu. Kılıcı kimlik bulmanın bir sembolü olarak değerlendirecek olursak, Arya kılıcını taşırken yorgun düştü, alay edildi, ruhunda ve bedeninde sancılar hissetti. Acı çektikçe daha kızgın, daha inatçı, tahammülsüz biri oldu. Ama asla kılıcını birine vermek istemedi, veremeyeceğini biliyordu. Ve sonra kılıçla bütünleşti, kılıçla büyüdü. Artık güçlü, kararlı, kendinden emin, ilişki kuran bir Arya Stark karakteri oldu. Şuna bir bakın, nasıl da bir dizi karakteri ile kimlik gelişimi anlatmışlar.
O zaman Arya Stark biz oluyoruz. Peki kılıcımız nerde? Hadi verin kılıcımızı gidelim. Kimlik gelişiminde kılıcımız yani bizi biz yapacak güçlü ve zayıf yönlerimiz çok fazla şeyden oluşur: genetik hazinemiz, içine doğduğumuz kültür, arkadaşlarımız, sosyal, ahlaki, dini ve politik değerlerimiz gibi. O zaman bu saydıklarımızı öncelikle tanımaya çalışmakla yola çıkabiliriz. Unutmayın; bu farkındalık büyüdüğünüzü hissettirecek ama bir süre yetersizlik, yabancılaşma, korku gibi hisleri de yaşatacak. Bir meydan okumaya hazır mısınız?
Sonra eleştirilmeye açık olmak gerekiyor. Bizi tanıyan, bizi desteklemeye çalışan, eleştirirken koruyan kişilerden eleştiri almalıyız. İlk sırada çoğunlukla ailemiz gelir. Aile içi sohbetler candır.
Kendimizi tanıdığımız yönlerimizle hayatın içerisinde olma cesareti göstermeliyiz. Hayatın içerisinde oldukça, yani ilgi alanlarımızın keşfine çıktıkça kendimizi daha çok tanımış oluruz. Yeni şeyler keşfetmeye hazır mısınız?
Kendimizi daha da mı geliştirmek istiyoruz, kılıcımızla bütünleşmeye başladık öyleyse. O zaman kendimizden farklı düşünenleri anlamaya çalışmalıyız. Yol göstericilerinin hakkımızdaki görüşlerinden kendimize uygun olanlarını seçmeli ve sorumluluk almalıyız.
Ve tabi ki bizi biz yapan gücü, kimliğimizi iyi işlerde kullanmalıyız.
Hamdi ŞİMŞEK
Uzm. Psikolojik Danışman




