Halkapınar’daki tarihi un fabrikası binasında binlerce İzmirliye ücretsiz mesleki eğitim veren Meslek Fabrikası, son dönemde siyasi ve hukuki bir krizin merkezinde yer alıyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün binayı devralmasının ardından çalışma alanlarına giremeyen, kişisel eşyalarını dahi alamayan belediye çalışanları, yaşadıkları süreci "İzmir halkına yapılan bir haksızlık" olarak tanımladı. Binanın dört bir yanında emeği olan personel, o beton duvarların ardındaki "umut" hikayelerini anlattı.
"İnsan Evini Nasıl Kurarsa Burayı Öyle Kurduk"
Binanın 2008 yılındaki proje aşamasından beri ekipte yer alan satın alma personeli Sema Boyacıoğlu Arıcan, laboratuvarlardan sınıflara kadar her detayı kendi elleriyle oluşturduklarını belirtti. Arıcan, "Milli Eğitim sertifikalı eğitimlerle binlerce insan iş sahibi oldu. 3,5 milyonluk projeler yürüttük. Şimdi o emeğe bariyerlerin arkasından bakıyoruz" diyerek üzüntüsünü dile getirdi.

"Sıradan Bir Kurs Değil, Türkiye Modeli"
20 yıldır mesleki eğitim projelerinde görev alan bilgisayar öğretmeni Gülcan Üçfidan, bu yapının dünyadaki örneklerin araştırılarak kurulan özgün bir model olduğunu vurguladı. Sektörün ihtiyacına göre (turizm, sağlık, sanayi) eğitim açtıklarını belirten Üçfidan, "Mesleki yeterlilik belgesi sistemini kurduk. İş arayanla işvereni bir kuruş almadan buluşturduk. Bu sistemin kapısına kilit vurulması kente ihanettir" dedi.

"Son Derste Mahmut Hoca Gururu"
Binanın abluka altına alınmasının ardından dersini binanın önündeki çimlerde veren İngilizce öğretmeni Orkun Tüfenk, sosyal medyada "Mahmut Hoca" benzetmesiyle simgeleşmişti. Tüfenk, "Eğitime engel konamaz dedik. Geliri olmayan gençler, kadınlar ve emekliler için bu kurslar hayat damarıydı. Hababam Sınıfı’ndaki gibi 'Okul her yerdir' diyerek duruşumuzu gösterdik" ifadelerini kullandı.




