Deprem bilimci Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, 2 Nisan 2026'da Bursa'da yaptığı açıklamada "İstanbul'da 8 büyüklüğünde deprem olacak" senaryolarına jeolojik hesaplamalarla itiraz etti. Üşümezsoy, 8 büyüklüğünde bir sarsıntı için en az 500 kilometrelik kesintisiz bir fay hattının kırılması gerektiğini belirterek Marmara Denizi'nin toplam uzunluğunun buna yetmediğini vurguladı. Gemlik ve İznik için de paniğe neden olan açıklamaları "bilgisizlik ve spekülasyon" olarak nitelendiren Üşümezsoy, bilimsel tartışmanın matematik zemininde yürütülmesi gerektiğini savundu.
Türkiye'nin en tartışmalı deprem bilimcilerinden biri olan Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, kamuoyunda yaygınlaşan "yıkıcı İstanbul depremi" senaryolarına uzun süredir karşı çıkıyor. Yüz yüze sahada yürüttüğü fay araştırmalarını ve kitaplaştırdığı analizlerini referans gösteren Üşümezsoy, son dönemde Marmara fay matematiği üzerine güçlü bir karşı tez geliştirdi. İzmir'i de doğrudan etkileyen Ege fay kuşağındaki hareketliliği de yakından izleyen Üşümezsoy'un açıklamaları, hem bilim insanları hem de halk arasında geniş yankı uyandırıyor.
Fay Matematiği: "3 Tane Marmara Lazım"

Üşümezsoy, İstanbul için telaffuz edilen "8 büyüklüğü" iddiasına sert bir matematiksel yanıt verdi: "Bir Fransızlar çalışmış diye İstanbul'un anasını ağlattılar. '180 kilometre fay kırılacak, 8 büyüklüğünde deprem olacak' diye. 8 büyüklüğünde deprem olması için ne gerekir diye bir kişi soru sormadı. 500 kilometrelik bir fayın kırılması gerekir. Peki, Marmara'nın uzunluğu ne kadar? 150 kilometre. 3 tane Marmara lazım."
Üşümezsoy, Marmara Denizi'ndeki fay parametrelerini teknik bir süzgeçten geçirerek kamuoyundaki "yüksek büyüklük" beklentilerine karşıt bir tez ileri sürdü; mevcut 180 kilometrelik fay kırılması ve 8 büyüklüğü senaryolarının matematiksel olarak tutarsız olduğunu ifade ederek Marmara'nın bu ölçekte bir enerji birikimine elverişli olmadığını savundu.
"Tabiat Beni Dinledi": Silivri ve Sındırgı Öngörüleri

Üşümezsoy, soyut bir argüman kurmakla yetinmiyor; geçmiş öngörülerini somut olaylarla destekliyor. 23 Nisan 2025'te Silivri'de 6.2 büyüklüğünde deprem meydana geldiğinde, Üşümezsoy önceden fayın bir ucunun Silivri'de, diğerinin Kumburgaz'ın bitişiğinde olacağını ve büyüklüğün 6 ile 6.5 arasında kalmakla sınırlı kalacağını duyurmuştu. Gerçekleşen deprem bu öngörüyü doğruladı. Üşümezsoy bu olayı şöyle değerlendirdi: "Tabiatın ne söylediği önemli. Ben 5 tane kitap yazdım. Bu kitapların hepsinde bunu söylüyordum. Tabiat aynen beni dinledi."
Sındırgı depremi de Üşümezsoy'un önceden uyardığı gelişmeler arasında yer alıyor. Üşümezsoy, "Gece gündüz İzmir derlerken Sındırgı'yı bilmiyordu hiçbiri. Ama bir adam çıktı, 'Sındırgı'da risk var' dedi. Bir ay sonra Sındırgı'da oldu. Fayları görmeden bilmeden, MTA'nın veya TPA'nın yaptığı haritalardan cetvelle çizilmiş faylar üzerinde deprem senaryosu kuruyorlardı. Ama Sındırgı'da ayrı faylar gördük. Bunu öngördük ve gerçekleşti" dedi.
Gemlik ve İznik: "Spekülasyon"

Son dönemde Gemlik ve İznik'teki deprem korkusuna da değinen Üşümezsoy, kaygıları azaltıcı yönde açıklama yaptı. Gemlik'te büyük bir depremin olması için büyük bir fayın kırılması gerektiğini belirten Üşümezsoy, buradaki sarsıntıların küçük fayların kırılmasıyla oluştuğunu ifade ederek "Gemlik ve İznik'te yapılan hikaye bilgisizlik ve spekülasyondan kaynaklanıyor" dedi.
İzmir Açısından Değerlendirme

Üşümezsoy'un açıklamaları, İzmir özelinde de belirleyici bir çerçeve sunuyor. Özellikle bilim insanlarının kimi zaman birbiriyle çelişen deprem senaryoları arasında kalan İzmirliler için Üşümezsoy'un vurgusu açıktır: Deprem büyüklüklerinin abartılması da, riskin görmezden gelinmesi de yanlıştır. Üşümezsoy'un "Fay var ama fayın üzerinde stres yoksa deprem olmaz" yaklaşımı, kent planlamacılarının ve vatandaşların bölge bazlı zemin ve fay stres analizine dayalı karar alması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. 2020 İzmir depreminin ardından kentsel dönüşüm sürecini sürdüren İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin bu bilimsel çerçeveyi gündemine taşıması, uzmanların ortak tavsiyesidir.
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, deprem bilimine dair tartışmaları siyasi ya da sansasyonel bir eksenden ziyade matematik ve saha gözlemi ekseninde sürdüren bir isim olarak öne çıkıyor. Öngörülerinin geçmişteki doğrulanma oranı, kamuoyunun onu ciddiye almasının temel nedeni. Ancak hiçbir bilimsel görüş tartışmadan muaf değildir; deprem riski değerlendirmeleri için Kandilli Rasathanesi ve AFAD'ın resmi açıklamalarının da eş zamanlı takip edilmesi, uzmanlar tarafından tavsiye ediliyor.





