Hazır ve işlenmiş gıdaların günlük yaşamda daha fazla yer alması, farkında olmadan alınan tuz miktarını artırıyor. Uzmanlar ise bu durumun özellikle kalp-damar sistemi ve böbrekler üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.
Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, aşırı tuz tüketiminin uzun vadede yaşam kalitesini düşüren önemli sağlık sorunlarına yol açtığını belirtiyor.
Günlük sınırın çok üzerine çıkılıyor
Dr. Dündar, tuz tüketimiyle ilgili küresel önerilere dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin yaklaşık 5 gram yani bir çay kaşığı ile sınırlandırılmasını öneriyor. Ancak günümüzde birçok kişi farkında olmadan bu miktarın 2-3 katını tüketiyor. Türkiye’nin de tuzu seven bir toplum olduğunu biliyoruz. Bu nedenle ülkemizde günlük tuz tüketimi ortalama 15-19 gram seviyelerine kadar çıkabiliyor”
Vücutta ilk sinyaller: ödem ve tansiyon dalgalanmaları
Yoğun tuz tüketiminin ilk etkilerinin kalp-damar sistemi ve böbreklerde görüldüğünü belirten Dr. Emine Dündar, özellikle bacaklarda şişlik ve tansiyon dalgalanmalarının erken uyarı olabileceğini ifade ediyor.
“Fazla tuz tüketimi vücutta sodyum birikimine yol açar. Sodyum suyu tutma eğilimindedir. Bu durum damar dışına sıvı geçişini artırarak dokular arasında su birikmesine neden olur. Böbrekler fazla sodyumu atmakta zorlandığında ise vücut dengeyi sağlamak için daha fazla su tutar. Sonuç olarak özellikle ayaklar, bilekler, bacaklar ve yüzde şişlik yani ödem ortaya çıkar. Bu tablo genellikle gün içinde artan, akşam saatlerinde belirginleşen bir şişlik şeklinde kendini gösterebilir. Sürekli tekrar eden ödem şikâyetlerinin ise mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir”
“Gizli tuz” en büyük risklerden biri
Uzmanlara göre asıl tehlike sadece sofraya eklenen tuzdan değil, işlenmiş gıdalarla birlikte alınan “gizli tuzdan” kaynaklanıyor. Dr. Dündar bu konuda şu uyarıyı yapıyor:
“Gizli tuzun, yemeklere eklenen tuz dışında gıdaların doğal yapısında veya işlenme sürecinde bulunan tuz olduğunu dile getiren Dündar, “Ekmek, peynir, zeytin, hazır çorbalar, soslar, cipsler, salçalar, kuruyemişler, turşu ve salamura gıdalar, işlenmiş et ve şarküteri ürünleri ile paketli ürünler en önemli gizli tuz kaynaklardır. Bu nedenle kişi bu ve benzeri besinlere tuz eklemediğini düşünse bile günlük alım farkında olmadan yükselir. Bu nedenle öncelikle gizli tuz kaynaklarının farkına varmak gerekir. Paketli ve işlenmiş gıdaların tüketimini azaltmak, etiket okumak önemli bir adımdır. Yemeklerin tuz eklemeden önce tadına bakmak ve miktarı kademeli olarak azaltmak damak tadının uyum sağlamasını kolaylaştırır. Limon, sirke, sarımsak ve çeşitli baharatlar tuz yerine lezzet artırıcı olarak kullanılabilir. Ayrıca evde yeme alışkanlığı kazanmak ve dışarıda hazır gıda tüketimini azaltmak da tuz alımını belirgin şekilde düşürür” şeklinde konuştu.”
Fazla tuzun uzun vadeli 7 önemli zararı
Uzmanlara göre yüksek tuz tüketimi, vücutta çok sayıda kronik sağlık sorununa zemin hazırlıyor. Dr. Emine Dündar bu etkileri şöyle sıralıyor:
- Yüksek tansiyon: Damar basıncını artırarak hipertansiyona yol açar.
- Kalp hastalıkları: Kalbin yükünü artırarak kalp krizi ve kalp yetmezliği riskini arttırır.
- Böbrek hasarı: Böbrek fonksiyonlarının azalmasına, protein kaçağına ve hatta kronik böbrek hastalığına zemin hazırlayabilir.
- Felç riski: Beyin damarlarında hasar oluşturarak inme riskini artırır.
- Ödem: Vücutta sıvı tutulmasına ve şişliklere yol açar.
- Kemik kaybı: Kalsiyum atılımını artırarak kemik sağlığını olumsuz etkiler.
- Mide hastalıkları: Mide mukozasını etkileyerek gastrit ve bazı mide hastalıklarına zemin hazırlar.
Uzmanlar, özellikle işlenmiş gıdaların yoğun tüketildiği günümüzde tuz kontrolünün yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sağlık meselesi olduğuna dikkat çekiyor.




