Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, mutsuzluk ile depresyon arasındaki farklar, depresyonun belirtileri, risk faktörleri ve hangi durumlarda uzman desteğine başvurulması gerektiğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
"Depresyon, mevsimin tamamen değişmesi gibidir"
Mutsuzluk ile depresyon arasındaki farkı hava durumu benzetmesiyle anlatan Klinik Psikolog Cumali Aydın, "Günlük mutsuzluk, aniden bastıran bir yaz yağmuruna benzer; iş yerinde ters bir olay yaşanır, sevdiğiniz biriyle tartışırsınız, moraliniz bozulur ama bir kahve içip arkadaşınızla konuştuktan sonra hava tekrar açar. Depresyon ise mevsimin tamamen değişmesidir; artık ortalık hep karanlık, hava hep soğuktur ve siz giyinme tarzınızla bu durumu değiştiremezsiniz." dedi.
Depresyonun ayırt edilmesinde en önemli iki unsurun süresi ve kişinin işlevselliği olduğunu ifade eden Aydın, "Üzgün hissetmek normaldir, ancak neredeyse her gün, günün büyük bölümünde süren ve en az iki hafta boyunca devam eden bir çökkünlük hali varsa alarm zilleri çalar. Buna ek olarak, daha önce keyif aldığınız şeylere karşı belirgin bir isteksizlik (anhedoni) başlamışsa ve uyku, iştah, enerji düşüklüğü gibi bedensel sinyaller eşlik ediyorsa, bu artık 'sadece bir ruh hali' değil, tedavi gerektiren bir klinik tablodur. Örneğin, terfi alamadığına üzülen bir kişi hafta sonu güzel bir yemekte bunu unutabilirken, depresyondaki kişi terfiye değil, yemeğin varlığına karşı bile hissizleşir." şeklinde konuştu.
Uzun süren mutsuzluk riski artırıyor
Uzun süre devam eden mutsuzluğun her zaman depresyona dönüşmediğini belirten Aydın, bunun önemli bir risk faktörü olduğunu söyledi.
"Uzun süren mutsuzluk, depresyon için ciddi bir risk faktörüdür, adeta kuru bir ormanın kıvılcım beklemesi gibidir. Ancak bu bir kader değildir." diyen Aydın, kronik stresin beyindeki hipokampus bölgesinde küçülmeye yol açabileceğini ve bunun depresyon gelişimine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.
Bu süreçte sosyal destek, anlamlı uğraşlar ve psikolojik dayanıklılığın koruyucu rol oynadığına dikkat çeken Aydın, "Örneğin, yıllardır ekonomik zorluk çeken bir birey, güçlü aile bağları ve manevi inançları sayesinde bu kronik mutsuzluğu taşıyabilir ve klinik depresyona dönüşmeden ayakta kalabilir. Mutsuzluğu bir bataklık gibi düşünün; uzun süre içinde durmak riski artırır ama doğru nefes teknikleri ve yardım eli ile oradan çıkmak mümkündür." diye konuştu.
Sosyal medyadaki kusursuz hayat algısına dikkat
Sosyal medyanın bireylerde gereksiz kıyaslamalara yol açabildiğini vurgulayan Cumali Aydın, "Sosyal medya, herkesin hayatının sadece 'en iyi anlarından' oluşan bir fragmanı sunar. Siz kendi kamera arkanızı, dağınık odanızı ve ağlama krizlerinizi bilirken, karşınızdakinin sadece ışıltılı kısmını görmek bir 'karşılaştırma zehirlenmesi' yaratır. Sosyal Karşılaştırma Teorisi'ne göre, sürekli yukarı doğru karşılaştırma yapmak yetersizlik hissini körükler. Araştırmalar, insanların arkadaşlarının olumsuz duygusal deneyimlerini sistematik olarak hafife aldığını gösteriyor. Bu da şu tehlikeli yanılgıya yol açıyor: 'Herkes mutlu, bir tek ben berbat hissediyorum; demek ki bende bir sorun var.' Oysa hissettiğiniz şey tamamen normal bir insani dalgalanma olabilir. Kendi doğal mutsuzluğunuzu, başkalarının yapay mutluluğuyla kıyaslayarak kendinize haksız yere 'hasta' etiketi yapıştırmamanızı öneririm." ifadelerini kullandı.
"'Depresyonda değilim ama üzgünüm' demek sağlıklı bir farkındalıktır"
"Kendimi kötü hissediyorum ama depresyonda değilim" düşüncesinin çoğu zaman doğru bir içgörü olduğuna işaret eden Aydın, ruh sağlığı okuryazarlığının önemli göstergelerinden birinin duygusal acıyı hastalıktan ayırt edebilmek olduğunu söyledi.
"Kayıp, hayal kırıklığı veya varoluşsal sorgulamalar sonucu kendinizi kötü hissetmeniz, ruhunuzun çalıştığını gösterir." diyen Aydın, "'Depresyonda değilim ama üzgünüm' demenin 'dizim ağrıyor ama kırık değil' demeye benzediğini" belirtti.
Aydın, "Ağrı var, gerçek ve can sıkıcı; ama bacağın alçıya ihtiyacı yok. Bu ayrımı yapabilmenin, kişinin duygularını yok saymadan onları sahiplenmesini sağladığını" aktarırken, kişinin "ben güçlüyüm, depresyonda olamam" düşüncesiyle gerçek belirtileri görmezden gelmesinin de bir inkâr mekanizması olabileceğini dile getirdi.
Sevilen bir kişinin kaybı sonrasında yaşanan yasın doğal olduğunu belirten Aydın, "Sevdiği birini kaybeden birinin derin yas tutması normaldir ve bu depresyon değildir; fakat bu yas yıllar sonra bile kişinin kendine bakımını tamamen engelliyor ve sürekli bir ölüm arzusuna dönüşüyorsa, burada durup yeniden düşünmek gerekir." açıklamasını yaptı.
Duygularla savaşmak yerine harekete geçin
Mutsuzlukla baş ederken ilk adımın duygularla savaşmayı bırakmak olduğunu ifade eden Cumali Aydın, "Duygulara karşı verilen savaş, onları daha da büyütür." dedi.
Bu süreçte Davranışsal Aktivasyon yönteminin uygulanabileceğini belirten Aydın, "Beyniniz 'hiçbir şey yapmak istemiyorum' dediğinde bile, sizi eskiden mutlu eden kısa bir yürüyüş, bir arkadaşa sesli mesaj atmak gibi küçük bir eylemi sırf bir deney olarak yapın. Eylemi yapmadan motivasyonun gelmesini beklemek, arabayı itmeden motorun çalışmasını beklemeye benzer." ifadelerini kullandı.
Düzenli ve tempolu yürüyüşün hafif ve orta düzey depresyonda bazı ilaçlar kadar etkili olduğunun çalışmalarla ortaya konulduğunu kaydeden Aydın, minnet günlüğü tutmanın da beynin olumsuz düşünce kalıplarını kırmada bilimsel olarak desteklenen yöntemlerden biri olduğunu söyledi.
Aydın, "Her gece yatmadan önce o gün iyi giden 3 şeyi yazmak, zamanla nöral yolları pozitife doğru kaydırabilir. Unutmayın, yemek yemek, duş almak gibi en temel öz bakım eylemleri bile bu dönemde büyük bir zaferdir; kendinizi bunlar için takdir edin." diye konuştu.
Hangi durumlarda profesyonel destek alınmalı?
Profesyonel yardımın geciktirilmemesi gereken durumlara da değinen Cumali Aydın, duygusal acının kişinin yaşamını ciddi şekilde etkilemeye başladığı noktada destek alınmasının önem taşıdığını belirtti.
Aydın, "Şu üç durum, acil durum sinyalidir: Birincisi, işe gidememek, derslere odaklanamamak veya çocuğunuzla ilgilenememek gibi gündelik rollerinizin ciddi biçimde aksaması. İkincisi ve en önemlisi, bir kurtuluş yolu olarak ölüm düşüncesinin zihninizde sık sık belirmeye başlaması; 'uyusam ve hiç uyanmasam' gibi pasif ölüm düşünceleri bile hafife alınmamalı. Üçüncüsü ise, artık acıya karşı hissizleştiğiniz, duygusal olarak tamamen boşaldığınız ve hiçbir şeyin anlam ifade etmediği o derin çukurdur." dedi.
"Özellikle 'benim durumum umutsuz, kimse beni anlamaz' düşüncesi, depresyonun size oynadığı en büyük oyundur ve yardım aramanın önündeki en büyük engeldir." diyen Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bir uzmana ulaşmak için mükemmel hissetmeyi beklemeyin; kendinizi bir arkadaşınız yerine koyun, o bu halde olsa ne yapmasını söylerdiniz? İşte o şefkati kendinize gösterip telefonu açtığınız an, iyileşme yolculuğu çoktan başlamıştır."





