Bu nedenle herhangi bir şikâyet olmasa bile düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi büyük önem taşıyor. Meme sağlığında erken tanının temel yöntemlerinden biri olan mamografi ise, hakkında doğru bilinen yanlışlar nedeniyle bazı kadınlar tarafından ertelenebiliyor.
Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Sarıca, mamografi sürecine ilişkin yanlış algıların erken tanının önünde engel oluşturabildiğine dikkat çekerek, “Örneğin çekim öncesinde kullanılan bazı kişisel bakım ürünlerinin görüntülerde yanıltıcı izler oluşturabildiği ya da mamografinin sanıldığı gibi uzun ve zararlı bir işlem olmadığı pek bilinmiyor. Mamografiyle ilgili doğru bilinen yanlışların netleşmesi hem erken tanıdan vazgeçilmemesini sağlıyor hem de tarama sürecinin doğru ve sağlıklı şekilde ilerlemesine katkı sunuyor” ifadelerini kullandı.
Doç. Dr. Sarıca, mamografiyle ilgili merak edilen noktaları ve bilinmesi gereken önemli detayları şöyle sıraladı:
Mamografinin, düşük dozda X ışını kullanılarak yapılan bir görüntüleme yöntemi olduğunu belirten Sarıca, ultrasonografide ise X ışını kullanılmadığını, ses dalgalarıyla anlık görüntü alındığını ve incelemenin jel yardımıyla gerçekleştirildiğini hatırlattı.
Mamografi sırasında meme dokusunun kısa süreli olarak iki plaka arasında sıkıştırıldığını vurgulayan Sarıca, bu işlemin memenin sabitlenmesini sağladığını, dokuların üst üste binmesini önleyerek daha net görüntü elde edilmesine yardımcı olduğunu söyledi. Sıkıştırmanın birkaç saniye sürdüğünü ve meme dokusuna zarar vermediğini ifade etti.
Çekim süresine de değinen Sarıca, mamografinin hazırlık ve görüntüleme dâhil olmak üzere yaklaşık 10–15 dakika sürdüğünü, memenin sıkıştırıldığı sürenin ise yalnızca 3–4 saniye olduğunu belirtti.
Mamografi öncesinde kullanılan bazı ürünlerin görüntüleri etkileyebileceğine dikkat çeken Sarıca, alüminyum hidroklorür içeren deodorant, pudra ve kremlerin, memede kalsiyum birikimi varmış gibi yanıltıcı görüntülere yol açabildiğini ve bunun yanlış değerlendirmelere neden olabileceğini söyledi.
Günlük hayatta dijital cihazlar, uçak yolculukları ve bazı tıbbi işlemler nedeniyle zaten radyasyona maruz kalındığını hatırlatan Sarıca, mamografi sırasında alınan X ışını dozunun oldukça düşük olduğunu vurguladı. Mamografiye bağlı meme kanseri bildirilmediğini belirten Sarıca, erken tanı sağladığı fayda göz önüne alındığında alınan radyasyon dozunun son derece düşük seviyede olduğunu ifade etti.
Yoğun meme dokusuna da değinen Sarıca, meme parankim dokusunun yağ dokusuna göre fazla olduğu durumlarda mamografinin duyarlılığının azalabildiğini, bu nedenle bazı hastalarda ultrasonografi ve kontrastlı görüntüleme yöntemlerinin de değerlendirmeye eklenebileceğini aktardı.
Tarama amaçlı mamografinin, 40 yaş üstü kadınlarda yılda bir kez yapılmasının önerildiğini belirten Sarıca, bir yıl içinde gelişebilecek kitlelerin erken dönemde fark edilmesinin tedaviyi daha kolay ve başarılı hâle getirdiğini söyledi. Gerekli durumlarda doktorun önerisiyle mamografinin daha erken yaşta ya da daha sık yapılabileceğini de ekledi.
Son olarak önceki tetkiklerin önemine dikkat çeken Sarıca, mamografi ve ultrasonografi incelemelerine ait eski sonuçların yeni görüntülerle birlikte değerlendirilmesinin tanı ve takip sürecinde yol gösterici olduğunu belirtti. Var olan lezyonların zaman içinde değişiklik göstermemesinin genellikle iyi huylu olduklarını düşündürdüğünü ifade etti.





