Halk arasında tavukkarası olarak bilinen Retinitis Pigmentosa, retinadaki ışığa duyarlı hücreleri etkileyen genetik bir hastalık grubu olarak tanımlanıyor. Zamanla görme alanının daralmasına neden olabilen hastalık, özellikle loş ortamlarda görme güçlüğüyle kendini gösterebiliyor.
Batıgöz Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Uğur Ünsal, hastalığın belirtileri, tanı yöntemleri ve takip sürecine ilişkin bilgiler paylaşıyor.
Karanlıkta görme güçlüğü ilk işaret olabilir

Retinitis Pigmentosa, retinada ışığı algılayan fotoreseptör hücrelerin zamanla işlevlerini kaybetmesiyle ortaya çıkıyor. Hastalık başlangıçta düşük ışıkta görme güçlüğüne neden olurken ilerleyen dönemlerde görme alanını da daraltabiliyor.
Akşam saatlerinde çevredeki nesneleri seçememek, karanlık bir ortama girildiğinde gözlerin uyum sağlamasının uzun sürmesi ve yürürken engellere çarpmak, değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında bulunuyor.
Hastalığın başlangıç yaşı ve ilerleme hızı kişiden kişiye değişebiliyor. Bazı bireylerde belirtiler çocukluk döneminde ortaya çıkarken bazılarında genç erişkinlik dönemine kadar belirgin bir yakınma görülmeyebiliyor.
Görme alanı zamanla daralabiliyor

Hastalığın erken dönemlerinde merkezi görme korunabildiği için kişiler karşılarındaki nesneleri net görebiliyor. Ancak çevresel görme alanındaki kayıp nedeniyle yan taraftaki hareketleri fark etmek zorlaşabiliyor.
İlerleyen süreçte kişinin görüş alanı giderek daralabiliyor. Tıpta “tünel görüşü” olarak adlandırılan bu durum, kalabalık ortamlarda hareket etmeyi, merdivenlerden inmeyi ve az aydınlatılmış alanlarda yürümeyi güçleştirebiliyor.
Tavukkarası tanısı nasıl konuluyor?
Retinitis Pigmentosa tanısında ayrıntılı göz muayenesinin yanı sıra retinanın yapısını ve işlevlerini değerlendiren testlerden yararlanılıyor.
• Görme alanı testi: Çevresel görme kaybının değerlendirilmesini sağlıyor.
• Optik koherens tomografi (OCT): Retina tabakalarındaki yapısal değişikliklerin incelenmesine yardımcı oluyor.
• Elektroretinografi (ERG): Retinanın ışığa verdiği elektriksel yanıtları ölçüyor.
• Genetik testler: Gerekli durumlarda hastalığın altında yatan genetik değişikliklerin araştırılmasını sağlıyor.
Bu incelemeler, hastalığın benzer belirtiler gösteren diğer göz sorunlarından ayırt edilmesine ve takip sürecinin planlanmasına yardımcı oluyor.
Gece körlüğünün kesin tedavisi var mı?
Retinitis Pigmentosa'nın tüm genetik türlerini tamamen ortadan kaldıran tek bir tedavi bulunmuyor. Tedavi ve destekleyici yaklaşımlar; hastalığın genetik nedenine, retinanın durumuna ve mevcut görme fonksiyonlarına göre değerlendiriliyor.
Doç. Dr. Uğur Ünsal, tedavi planlamasında hastalığın genetik özelliklerinin, retinadaki etkilenmenin derecesinin ve mevcut görme kapasitesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
MagnoVision yöntemi de değerlendiriliyor
Retina hastalıklarında araştırılan destekleyici yaklaşımlar arasında elektromanyetik stimülasyon yöntemleri de yer alıyor. MagnoVision, retina ve görme siniri hücrelerine kontrollü elektromanyetik uyarım uygulanmasına dayanan, cerrahi müdahale gerektirmeyen bir yöntem olarak tanımlanıyor. Bu yaklaşımda retina hücrelerinin işlevlerinin desteklenmesi hedefleniyor.
Her gece görme sorunu tavukkarası değil
Gece görüşündeki güçlükler her zaman Retinitis Pigmentosa kaynaklı olmayabiliyor. Katarakt, miyopi, astigmatizma, kornea düzensizlikleri ve bazı beslenme eksiklikleri de düşük ışıkta görme kalitesini etkileyebiliyor.
Özellikle gece araç kullanırken ışıkların dağılması, kamaşma veya nesneleri seçmekte zorlanma gibi şikâyetler farklı nedenlerden kaynaklanabiliyor. Gözün optik sisteminden kaynaklanan bazı sorunlarda, uygun hastalar için Wavefront teknolojisiyle kişiselleştirilmiş lazer tedavisi gibi yöntemler değerlendirilebiliyor.
Batıgöz Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Uğur Ünsal, gece görme güçlüğünün tek başına Retinitis Pigmentosa tanısı için yeterli olmadığını belirterek özellikle görme alanında daralma ve ailede kalıtsal retina hastalığı öyküsü bulunan bireylerde ayrıntılı değerlendirmenin önemini vurguluyor. Hastalığın erken dönemde tanımlanması, mevcut görme fonksiyonlarının takip edilmesine ve olası ek göz sorunlarının belirlenmesine yardımcı olabiliyor.




