Mükemmeliyetçilik ve yoğun kontrol ihtiyacının, yeme bozukluklarının ortaya çıkmasında ve sürdürülmesinde önemli rol oynadığı vurgulanıyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, yeme bozukluklarının psikolojik kökenlerine ve çevresel faktörlerin beden algısı üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Mükemmeliyetçilik yeme davranışını etkileyebiliyor

Mükemmeliyetçilik, kontrol ihtiyacı ve duyguların yer değiştirmesi gibi dinamiklerin yeme bozukluklarını anlamada kritik önemde olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Özellikle mükemmeliyetçi kişilik özellikleri, yeme bozukluklarının gelişiminde ve sürdürülmesinde belirgin bir rol oynar.” dedi.

Bu durumun en çarpıcı şekilde Anoreksiya Nervoza örneğinde görüldüğüne değinen Elbaşoğlu, “Mükemmeliyetçi bireyler için kontrol duygusu hayati bir öneme sahiptir ve bu kontrol ihtiyacı çoğu zaman beden ve yeme davranışı üzerinden sağlanmaya çalışılır. Kişi, yeme düzenini ve bedenini ‘kusursuz’ hale getirdiğinde hayatındaki diğer alanların da yoluna gireceğine inanabilir. Bu düşünce yapısı, yeme davranışını yalnızca fiziksel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp psikolojik bir kontrol aracına dönüştürür.” açıklamasını yaptı.

Kontrol kaybı, beden üzerinden telafi edilmeye çalışılabilir

Yeme bozukluklarında sıkça karşılaşılan bir diğer savunma mekanizmasının ‘yer değiştirme’ olduğunu belirten Elbaşoğlu, “Bu savunma mekanizması, bireyin bir alanda yaşadığı duyguyu başka bir alana yönlendirmesi şeklinde işler.” dedi.
Kontrol duygusunu hayatının farklı alanlarında kaybeden bir kişinin, bu ihtiyacını bedenini kontrol ederek telafi etmeye çalışabileceğini dile getiren

Dünyada 60 kişide görüldü, son vaka Diyarbakır’dan
Dünyada 60 kişide görüldü, son vaka Diyarbakır’dan
İçeriği Görüntüle

Elbaşoğlu, şöyle devam etti:

“Özellikle baskıcı aile yapıları veya yoğun denetim içeren çevrelerde büyüyen bireylerde, kontrol edilebilen nadir alanlardan biri beden olabilir. Bu nedenle kişi, yemek yeme davranışı üzerinden hem kontrol hissini yeniden kazanmaya hem de içsel gerilimini azaltmaya çalışır. Ergenlik döneminde ise bu durum daha da belirgin hale gelir; çünkü bu dönem, bireyin bağımsızlık arayışı ile ebeveyn otoritesi arasında çatışmaların yoğun yaşandığı bir süreçtir. Yeme davranışı, bu çatışmanın hem sembolik hem de somut bir ifade alanına dönüşebilir.”

Sosyal medya beden algısını etkileyebiliyor

Günümüzde sosyal medyanın beden algısı üzerindeki etkisinin göz ardı edilemeyeceğini vurgulayan Elbaşoğlu, “Yeme bozukluklarında sıkça görülen Beden Dismorfik Bozukluğu, bireyin kendi bedenini çarpık ve gerçek dışı bir şekilde algılamasına neden olur.” dedi.

Filtreler ve idealize edilmiş görüntülerin kusursuzluk algısını güçlendirdiğini ifade eden Elbaşoğlu, “Özellikle ince beden tipinin güzellik, başarı ve kontrol gibi olumlu özelliklerle ilişkilendirilmesi, bu algıyı daha da pekiştirir. Araştırmalar, zayıflığı idealize eden içeriklere yoğun şekilde maruz kalan bireylerde, beden memnuniyetsizliğinin ve olumsuz benlik algısının arttığını gösteriyor.” şeklinde konuştu.

Ergenler daha fazla etkilenebiliyor

Sosyal medyanın özellikle ergenler üzerindeki etkisinin daha güçlü olduğuna işaret eden Elbaşoğlu, “Kimlik gelişiminin ve bedensel değişimlerin yoğun yaşandığı bu dönemde, gençler dış etkilere daha açıktır. Sosyal medyada sunulan ‘kusursuz’ beden imgeleri, ergenlerin kendi bedenlerini yetersiz görmelerine neden olabilir.” dedi.

Ancak yeme bozukluğu yaşayan bireylerin yalnızca ideal bedene ulaşmayı hedeflemediğini belirten Elbaşoğlu, “Aynı zamanda kendi mevcut bedenlerini de gerçekçi olmayan bir biçimde algılarlar. Oldukça zayıf bir kişi kendisini hâlâ kilolu olarak değerlendirebilir. Bu durum, sorunun yalnızca dış etkilerle değil, aynı zamanda içsel algı bozukluklarıyla da ilişkili olduğunu gösterir.” ifadelerini kullandı.

Diyet ile yeme bozukluğu arasındaki fark

Diyet yapma ile yeme bozukluklarının benzer görünebileceğini ancak temelde farklı süreçlere dayandığını dile getiren Elbaşoğlu, “Her ne kadar yüzeyde benzer davranışlar içeriyor gibi görünseler de, iki durumun altında yatan zihinsel ve duygusal süreçler oldukça farklıdır.” dedi.

Diyetin genellikle belirli bir hedef doğrultusunda ve sınırlı süreli bir davranış olduğuna dikkat çeken Elbaşoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu düşünceler kişinin günlük yaşamının büyük bir bölümünü kaplar ve ciddi bir zihinsel meşguliyet yaratır. Ayrıca yeme bozukluklarında yeme davranışının anlamı da farklıdır. Bu durum, yalnızca beslenme ile ilgili bir mesele değil; kontrol, değer, yeterlilik ve kimlik gibi daha derin psikolojik ihtiyaçlarla ilişkilidir. Bu nedenle yeme bozukluklarını yalnızca “yemekle ilgili bir sorun” olarak değerlendirmek yetersiz kalır. Aslında bu bozukluklar, bireyin kendi iç dünyasında denge kurma çabasının, kontrol ihtiyacının ve duygusal çatışmalarının bir yansımasıdır.”

Kaynak: Haber Merkezi