Göz kapağında meydana gelen düşüklük, yalnızca estetik bir sorun olmayıp görme alanını daraltarak günlük yaşamı da olumsuz etkileyebiliyor. Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Bağım Ayçin Çakır İnce, göz kapağı düşüklüğünün nedenine göre farklı tedavi yöntemlerinin uygulanabildiğini belirterek, özellikle aniden gelişen düşüklüklerde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi.

Göz kapağı düşüklüğünün nedeni belirlenmeli

Yaşla birlikte göz çevresinde ortaya çıkan deri fazlalığı ve sarkmaların çoğunlukla estetik bir değişiklik olarak değerlendirildiğini belirten Dr. İnce, üst göz kapağındaki dokuların görme alanını kapatmasının işlevsel sorunlara da yol açabildiğini ifade etti.

Göz kapağı düşüklüğünün doğuştan gelebileceğini veya sonradan gelişebileceğini kaydeden İnce, doğru tedavinin uygulanabilmesi için öncelikle sorunun kaynağının belirlenmesi gerektiğini vurguladı.

İnce, göz kapağında benzer bir görünüme neden olan sorunların farklı tedaviler gerektirebildiğine dikkat çekerek, “Üst göz kapağındaki deri fazlalığı ile kapak kenarının normal konumundan aşağıda bulunması aynı durum değildir. Pitozis olarak adlandırılan gerçek göz kapağı düşüklüğünde, kapağı kaldıran kasın veya bu kasla ilişkili yapıların işlevi etkilenebilir. Kaşların aşağı doğru yer değiştirmesi de kapak bölgesindeki sarkmayı artırabilir. Muayenede bu durumların birbirinden ayrılması gerekir” diye konuştu.

Görme alanını daraltabiliyor

Göz kapağındaki düşüklüğün bazı kişilerde görme alanının üst bölümünü daraltabildiğini belirten Dr. İnce, kişilerin daha iyi görebilmek için kaşlarını sürekli kaldırmak veya başlarını geriye doğru eğmek zorunda kalabildiğini söyledi. Bu durumun alın ve kaş çevresinde yorgunluk hissine yol açabildiğini ifade etti.

Çocuklarda enfeksiyona karşı 6 önlem
Çocuklarda enfeksiyona karşı 6 önlem
İçeriği Görüntüle

İnce, kapaklarda belirgin ağırlık hissi, görme alanında kapanma veya günlük işleri yaparken zorlanma yaşayanların göz hastalıkları uzmanına başvurması gerektiğini belirtti.

Tedavi, düşüklüğün nedenine göre planlanıyor

Göz kapağı estetiği olarak bilinen blefaroplastinin, uygun hastalarda fazla deri ve gerektiğinde yağ dokusunun düzenlenmesini amaçladığını aktaran Dr. İnce, gerçek göz kapağı düşüklüğünde ise farklı bir cerrahi yaklaşımın gerekebileceğini kaydetti.

Sorunun yalnızca deri fazlalığından kaynaklanması durumunda buna yönelik işlem planlanabildiğini belirten İnce, kapağı kaldıran yapılarla ilgili bir problem bulunması halinde yalnızca fazla derinin alınmasının yeterli olmayabileceğini ifade etti. Bazı hastalarda iki durumun birlikte görülebildiğini de sözlerine ekledi.

İnce, cerrahi kararın yalnızca dış görünüşe göre verilmemesi gerektiğini belirterek, kapakların konumu, kasların işlevi ve görme üzerindeki etkisinin birlikte değerlendirilmesinin önemini vurguladı.

Ameliyat öncesi göz sağlığı da değerlendiriliyor

Ameliyat öncesindeki muayenede göz kuruluğu, kapakların kapanma durumu, kaşların konumu ve daha önce geçirilen göz ameliyatlarının dikkate alındığını belirten Dr. İnce, gerekli durumlarda görme alanı incelemesinin de yapılabildiğini söyledi.

Estetik beklentiler ile işlevsel ihtiyaçların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden İnce, planlama sırasında hem kişinin beklentilerinin anlaşılmasının hem de göz sağlığının ve göz kapağının koruyucu işlevinin gözetilmesinin önemli olduğunu kaydetti.

Her göz kapağı düşüklüğünün ameliyat gerektirmediğini belirten İnce, uygulanacak yaklaşımın düşüklüğün nedenine ve muayene bulgularına göre kişiye özel olarak belirlendiğini dile getirdi.

Ani göz kapağı düşüklüğünde acil değerlendirme uyarısı

Göz kapağı düşüklüğünün her zaman yaşa bağlı gelişmediğini vurgulayan Dr. İnce, aniden ortaya çıkan durumlarda dikkatli olunması gerektiğini belirterek şu uyarıda bulundu:

“Göz kapağı düşüklüğü her zaman yaşa bağlı gelişmemektedir. Aniden ortaya çıkan göz kapağı düşüklüğü acil değerlendirme gerektirir. Özellikle çift görme, şiddetli baş ağrısı, göz bebekleri arasında büyüklük farkı veya göz hareketlerinde kısıtlılık eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.”

Kaynak: DHA