SAVAŞILMASINA RAĞMEN DİPLOMASİYE KURBAN GİDENLER-5
Bazı topraklar savaşta kaybedilir, sonra yeniden ele geçirilir. Fakat savaş meydanındaki başarı, her zaman siyasi haritaya aynı şekilde yansımaz. Batı Trakya bunun dikkat çekici örneklerinden biridir. 1912'de Bulgaristan'ın denetimine giren bölge, 1913'te Balkan Savaşları'nın ikinci aşamasında yeniden hareketlendi. Osmanlı ordusu Edirne'yi geri alırken Batı Trakya'nın bazı kesimlerinde de yeniden hakimiyet kuruldu. Ancak bu durum uzun sürmedi.
Birinci Balkan Savaşı başladığında Bulgar ordusu Trakya'da hızla ilerledi. Kırklareli ve Lüleburgaz muharebelerinin ardından Osmanlı kuvvetleri Çatalca hattına çekildi. Doğu Trakya'daki bu askeri gerileme Batı Trakya'yı da etkiledi. Bulgar kuvvetleri bölgeyi ele geçirirken Osmanlı Devleti'nin yüzyıllardır sürdürdüğü hakimiyet sona erdi.
30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin Avrupa'daki toprak kaybını hukuki bir çerçeveye oturttu. Osmanlı sınırı İstanbul'un batısında Enos-Midye hattına kadar gerilemişti. Batı Trakya da Bulgaristan'ın denetiminde kaldı. Fakat Balkan devletleri arasındaki rekabet henüz bitmemişti.
Kısa süre sonra Bulgaristan eski müttefikleri Sırbistan ve Yunanistan'la savaşa girdi. İkinci Balkan Savaşı'nın başlaması Osmanlı Devleti için yeni bir fırsat yarattı. Osmanlı ordusu Haziran 1913'te harekete geçerek Edirne ve Kırklareli'ni geri aldı. Batı Trakya'da ise Bulgar kuvvetlerinin geri çekilmesiyle yeni bir boşluk oluştu. Osmanlı askerleri bazı bölgelere yeniden girerken, yerel Müslüman-Türk unsurlar ve Osmanlı subaylarının desteğiyle Bulgar yönetimine karşı örgütlenmeler başladı.
Bu ortamda Gümülcine merkezli Batı Trakya Geçici Hükümeti ortaya çıktı. 1913 yazında kurulan bu yapı, Bulgar yönetiminin çekildiği alanlarda kendi idari ve askeri düzenini oluşturmaya çalıştı. Böylece Batı Trakya'da yalnızca Osmanlı-Bulgar mücadelesi değil, bölgenin geleceğinin nasıl şekilleneceği konusunda yerel bir siyasi hareket de ortaya çıkmış oldu.
Fakat Osmanlı Devleti'nin askeri kazanımları, savaşın genel siyasi dengelerinden bağımsız değildi. Bükreş Antlaşması 10 Ağustos 1913'te İkinci Balkan Savaşı'nı sona erdirdi. Osmanlı Devleti bu antlaşmanın tarafı değildi. Ardından İstanbul ile Sofya arasında yeni bir görüşme süreci başladı. Büyük devletlerin Balkanlar'daki gelişmelere ilişkin tutumu da Ankara'nın değil, dönemin İstanbul hükümetinin hareket alanını daraltıyordu.
29 Eylül 1913'te Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında İstanbul Antlaşması imzalandı. Antlaşma Edirne ve Kırklareli'nin Osmanlı Devleti'nde kalmasını kabul ederken Batı Trakya'nın Bulgaristan'da kalmasını kesinleştirdi. Böylece Osmanlı ordusunun 1913'te bölgede oluşturduğu yeni durum kalıcı bir siyasi sınıra dönüşmedi.
Batı Trakya Geçici Hükümeti de bu gelişmenin ardından sona erdi. Bulgar yönetimi yeniden kuruldu. Aynı dönemde savaşların yol açtığı nüfus hareketleri hızlandı. İstanbul Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında karşılıklı nüfus değişimini de düzenledi. Araştırmalara göre bu düzenleme sonucunda on binlerce Müslüman Bulgaristan'dan Osmanlı topraklarına, on binlerce Bulgar da Osmanlı Trakyası'ndan Bulgaristan'a geçti.
Batı Trakya'nın 1912-1913 hikayesinde asıl dikkat çekici nokta burada ortaya çıkıyor. Osmanlı Devleti ilk Balkan Savaşı'nda bölgedeki hakimiyetini kaybetti. İkinci Balkan Savaşı'nın yarattığı ortamda yeniden askeri ve siyasi ağırlık kazandı. Ancak bu kez de savaşın sonunda yapılan anlaşma, sahada oluşan durumu tersine çevirdi.
Edirne geri alınmıştı ama Batı Trakya elde tutulamadı. Birkaç ay içinde değişen sınırlar, Balkanlar'daki güç dengelerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Savaş meydanında kazanılan bir mevzi, diplomatik masada kalıcı bir sınıra dönüşmeyebiliyordu.
Batı Trakya bu yönüyle serimizin temel sorusuna doğrudan cevap veriyor. Bir toprağı geri almak, onu elde tutmaya yetmez. 1913'te Osmanlı Devleti'nin yaşadığı sorun yalnızca askeri güç meselesi değildi. Balkan devletleri arasındaki yeni dengeler, büyük devletlerin tutumu ve yapılan antlaşmalar, savaş meydanındaki sonucu yeniden şekillendirdi.
Batı Trakya'da birkaç ay içinde yaşananlar, Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'dan çekilişinin yalnızca bir askeri yenilgiler zinciri olmadığını gösteriyordu. Sınırlar değişiyor, ordular ilerliyor, yönetimler kuruluyor ve ardından diplomasi yeniden devreye giriyordu. 1913'te Batı Trakya'nın yeniden Bulgaristan'a bırakılması, bu değişimin en belirgin örneklerinden biri olarak kaldı.