Anne ve babalar hayattayken aynı sofrada oturan, aynı acıyı ve sevinci paylaşan kardeşler, ne yazık ki onların vefatından sonra miras yüzünden birbirine düşman olabiliyor.
Bir ev, bir tarla veya birkaç dönüm toprak; yılların kardeşliğini, aile bağlarını ve ortak hatıraları gölgede bırakabiliyor.
Sosyolojik açıdan miras kavgası, yalnızca mal paylaşımı değil; aile içindeki güvenin, dayanışmanın ve ortak değerlerin aşınmasıdır. Anne babanın vefatıyla oluşan duygusal boşluk, adaletsiz paylaşım ve menfaat çatışmalarıyla daha da derinleşebilir. Kardeşler arasındaki husumet zamanla eşlere, çocuklara ve gelecek kuşaklara taşınarak aile bütünlüğünü zedeleyebilir.
Böylece bir miras meselesi, toplumsal dayanışmayı da yaralayan bir soruna dönüşür.
Bazı yörelerde hâlâ “Kız çocuğuna miras verilmez, evlendiyse hakkı yoktur.” anlayışının yaşatılması ise ayrı bir adaletsizliktir. Oysa gelenek, hukukun üzerinde değildir. Türk Medeni Kanunu'na göre kız ve erkek çocuklar yasal mirasçılık bakımından eşit haklara sahiptir. Kız çocuğu evlendi diye miras hakkını kaybetmez. Hiçbir kardeş, diğerinin hakkını keyfî biçimde yok sayamaz.
Ey kardeşinin hakkını yiyenler! Aynı anne babanın evlatları arasında nasıl olur da mal, sevgiden; menfaat, vicdandan üstün tutulur? Kız kardeşinin hakkını görmezden gelerek kazandığın mal sana huzur verecek mi? Bir gün o malın başında otururken, kaybettiğin kardeşliğin boşluğunu neyle dolduracaksın?
Aile, yalnızca aynı soyadını taşımak değil; zor zamanda birbirine sahip çıkmak, adaleti gözetmek ve hakkaniyetten ayrılmamaktır. Bir toplumun gücü de aile içindeki bu güven ve dayanışma kültürüyle beslenir.
Anne ve babalarımızdan kalan en değerli miras, evler ve araziler değil; onların evlatları arasında yaşatılması gereken adalet, sevgi ve kardeşliktir.
Unutmayın: Miras paylaşılır, mal bölünür; fakat kırılan kardeşlik bazen bir ömür boyunca onarılamaz. Tapudaki mülkiyetiniz kadar vicdanınızdaki adalet de sizin gerçek mirasınızdır.
SOSYOLOG /AİLE DANIŞMANI
GÖKHAN İLHAN