Ege Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dursun Emre Kumral ve öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Acarer, Dünya Alzheimer Günü kapsamında hastalığın belirtileri, erken tanı, tedavi seçenekleri ve bakım sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Alzheimer ve demans arasındaki fark
Alzheimer hastalığına ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Dursun Emre Kumral, demansın farklı hastalıkların neden olabildiği genel bir tablo olduğunu belirtti. Günlük yaşamın ve sosyal sorumlulukların yerine getirilmesinde yaşanan güçlüklerin demans açısından önemli bir gösterge olduğunu ifade eden Kumral, hafif bilişsel bozukluk ile demans arasındaki ayrıma da dikkat çekti.
Prof. Dr. Kumral, “Demans, dilimizdeki karşılığıyla 'bunama', sosyal ve mesleki işlevlerin bozulmasıyla seyreden genel bir tablodur. Hastalığın altında yatan birçok farklı tür vardır ve Alzheimer da bunlardan biridir. Kişi artık sosyal ortamlardaki sorumluluklarını yerine getiremiyorsa, günlük yaşamını sürdürmekte zorlanıyorsa, olayları anlamlandırmakta güçlük çekiyor ya da rutin işlerini yapamıyorsa, o zaman bir demans tablosundan söz ederiz. Belli bir yaşa kadar bellek sistemimiz gayet iyi çalışır. Ancak yaş ilerledikçe hücre kayıplarına ve beyindeki değişimlere bağlı olarak yakın geçmişi unutmaya başlayabiliriz. Biz bu duruma 'hafif bilişsel bozukluk' diyoruz. Bu evredeki kişiler günlük yaşamlarını hâlâ bağımsız bir şekilde sürdürebildikleri için onları demans hastası olarak kabul etmeyiz. Ne var ki bu unutkanlıklar giderek artıyor ve kişinin çevresi tarafından da belirgin biçimde fark edilerek hayatını etkiliyorsa, demans süreci başlamış demektir. Bize başvuran hasta yakınları genelde 'Annem ya da babam unutmaya başladı, erkenden önlem almak istiyoruz' diyerek geliyorlar. Unutkanlığın boyutunu doğru değerlendirmek ve sürecin seyrini takip etmek tam da bu noktada büyük önem taşıyor” dedi.
Erken tanı tedavide önem taşıyor
Alzheimer tedavisinde Türkiye'de mevcut ilaçların bellek ve dikkat başta olmak üzere bilişsel işlevleri desteklemeye yönelik kullanıldığını belirten Prof. Dr. Kumral, hastalığın yaşla birlikte görülme oranının arttığını söyledi.
Yeni nesil tedavilere de değinen Kumral, “Alzheimer için en büyük risk faktörü yaştır; hastalığın görülme oranı 65 yaşında yüzde 1 iken, 90 yaşından sonra yüzde 30 ila yüzde 50'lere kadar çıkıyor. Ne yazık ki mevcut ilaçlar hastalığı tamamen durdurmuyor, yalnızca belleği, dikkati ve davranışları destekliyor. Ancak dünyada beyindeki amiloid birikimini hedef alan yeni nesil ilaçlar onaylandı. Yüzde 30 civarında etkinliği olan ve oldukça yüksek maliyetli bu yeni tedaviler özellikle erken dönemde fayda sağladığı için erken tanı artık çok daha kritik bir hal aldı; gelecekte ise gen terapileriyle kesin çözüme ulaşılması hedefleniyor. Farkındalığın artması bazen paniğe yol açsa da doğru tanı için klinik muayene şarttır. Hastalığı ötelemek ve bilişsel rezervimizi güçlü tutmak ise elimizdedir. Hipertansiyon ile şekeri kontrol altına almak, sigarayı bırakıp sosyal kalmak, Akdeniz tipi beslenip günde 30 dakika yürümek, işitme kaybı varsa cihaz kullanmak ve kafa travmalarından korunmak büyük önem taşıyor. Hatta çocukluktan itibaren iki dil bilenlerde Alzheimer’ın çok daha geç ortaya çıktığını gözlemliyoruz” diye konuştu.
Bakım verenlerin yükü de büyüyor
Doç. Dr. Ahmet Acarer ise Alzheimer'ın yalnızca hastaları değil, bakımını üstlenen yakınlarını da etkileyen uzun bir süreç olduğuna dikkat çekti. Aile yapısındaki değişimlerin profesyonel bakım merkezlerine duyulan ihtiyacı artırdığını belirten Acarer, yaşlı nüfusun artışıyla birlikte demans hastalarının sayısında da yükseliş beklendiğini ifade etti.
Doç. Dr. Acarer, “Günümüzde aile yapısının değişmesi, profesyonel bakım merkezlerine olan ihtiyacı her geçen gün daha da artırıyor. Türkiye’de yaşlı nüfus hızla yükselirken ortalama yaşam süresi kadınlarda 82, erkeklerde ise 77 yıla ulaştı. Bu tablo, önümüzdeki 30-40 yıl içinde demanslı hasta sayısının çok daha fazla artacağını ve şimdiden kapsamlı toplumsal politikalar geliştirmemiz gerektiğini açıkça gösteriyor. Bu noktada dernekler ve kurumlar, hasta yakınlarının deneyim paylaşması ve bilinçlenmesi açısından büyük değer taşıyor. Bu yüzden toplumun tüm kesimlerini eğitmek ve farkındalığı artırmak zorundayız” dedi.



