Düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen hamileliğin gerçekleşmemesi olarak tanımlanan infertilite, günümüzde önemli bir üreme sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya genelinde üreme çağındaki yaklaşık her 6 kişiden biri yaşamının bir döneminde infertilite sorunu yaşıyor.
Kadın infertilitesinde genetik özellik ve yaş gibi değiştirilemeyen faktörlerin yanı sıra yaşam tarzı ve bazı alışkanlıklar da önem taşıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gamze Karababa, obezite veya aşırı zayıflık, sigara ve alkol kullanımı, hareketsizlik ve sağlıksız beslenmenin üreme sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor.
Hamilelik planını sürekli ertelemek
Eğitim, kariyer ve sosyal yaşam gibi nedenlerle annelik yaşı ilerleyebiliyor. Ancak kadınlarda yaş, üreme kapasitesi açısından önemli bir faktör olarak değerlendiriliyor.
Kadınların belirli bir yumurta rezerviyle dünyaya geldiğini belirten Dr. Gamze Karababa, yaş ilerledikçe yumurta sayısının azaldığını ve kalan yumurtalarda kromozomal bozukluk görülme ihtimalinin arttığını ifade ediyor.
Dr. Karababa, “Kadınlar belirli bir yumurta rezerviyle dünyaya gelmektedir. Yıllar içerisinde hem yumurta sayısı azalmakta hem de kalan yumurtalarda kromozomal bozukluk görülme olasılığı artmaktadır. Üreme kapasitesindeki azalma özellikle 35 yaşından sonra belirginleşirken, 40 yaş sonrasında daha hızlı azalma eğilimine girmektedir. Yaş ilerledikçe doğal hamilelik ihtimalinin azalmasının yanı sıra düşük ve embriyodaki kromozomal anomalilerin görülme riski de artmaktadır” diye konuşuyor.
Bu nedenle 35 yaş ve üzerindeki kadınların, 6 ay boyunca düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen hamile kalamamaları halinde zaman kaybetmeden hekime başvurmaları gerektiğini belirten Dr. Karababa, “Bu yaş grubundaki kadınlarda erken değerlendirme ve ihtiyaç halinde tedavi, hamilelik oluşumu için büyük önem taşımaktadır” diyor.
Doğrusu: Hamileliğin uzun süre ertelenmesi düşünülüyorsa, kadının yaşı ve tıbbi özellikleri doğrultusunda üreme potansiyelinin değerlendirilmesi ve uygun hastalarda üreme sağlığının korunmasına yönelik seçeneklerin kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla görüşülmesi yararlı olabiliyor.
Dr. Gamze Karababa, “Ancak yardımcı üreme tedavilerindeki gelişmelerin kadının yaşının fertilite üzerindeki etkisini tamamen ortadan kaldırdığı düşüncesine kapılmamak gerekmektedir” uyarısında bulunuyor.
Sigara ve nikotin ürünlerinden uzak durun
Sigara kullanımı, kadın üreme sağlığını farklı mekanizmalarla olumsuz etkileyebiliyor. Sigara dumanındaki toksik maddeler yumurtalık dokusuna zarar verebilirken, yumurta kaybını hızlandırabiliyor ve hamileliğin oluşması için geçen süreyi uzatabiliyor.
Bilimsel çalışmalarda sigara kullanan kadınlarda infertilite riskinin daha yüksek olduğu belirtilirken, elektronik sigaraların da üreme sağlığı açısından güvenli bir alternatif olmadığına dikkat çekiliyor.
Doğrusu: Hamilelik planlayan kadınların sigara ve diğer nikotin ürünlerini bırakması, mümkün olduğunca pasif sigara maruziyetinden de uzak durması gerekiyor.
Kilo kontrolünü ihmal etmeyin
Vücut ağırlığı, hormonal sistem ve yumurtlama düzeniyle yakından ilişkili bulunuyor. Obezite; insülin direnci, hormonal düzensizlikler ve yumurtlama problemleri üzerinden üreme sağlığını etkileyebiliyor.
Özellikle polikistik over sendromu bulunan kadınlarda fazla kilo, mevcut hormonal ve metabolik sorunları daha belirgin hale getirebiliyor. Bunun yanında aşırı düşük vücut ağırlığı, ciddi kalori kısıtlaması veya aşırı egzersiz de adet düzensizliğine ve yumurtlamanın durmasına yol açabiliyor.
Doğrusu: Amaç kısa sürede fazla kilo vermek yerine sağlıklı ve sürdürülebilir bir vücut ağırlığına ulaşmak olmalı. Dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktiviteyle ideal kiloya yaklaşmak, genel sağlık ve üreme sağlığı açısından önem taşıyor.
Aşırı alkol tüketmeyin
Sık ve yüksek miktarda alkol tüketimi de kadınlarda üreme sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle yüksek miktarda alkol tüketiminin hormonal denge ve yumurtlama düzenini etkileyebileceğine ilişkin veriler bulunuyor.
Hamilelik planlama döneminde alkol tüketimine dikkat edilmesi gerektiği belirtilirken, kısa sürede yüksek miktarda alkol tüketme alışkanlığının da göz ardı edilmemesi gerekiyor.
Doğrusu: Hamilelik planlayan kadınların alkol tüketimini mümkün olduğunca sınırlandırmaları, hamilelik oluştuğunda ise alkol kullanmamaları gerekiyor. Dr. Gamze Karababa, “Güvenli olduğu kanıtlanmış bir alkol miktarı olmadığı için en doğru yaklaşım alkol tüketmemektir” diyor.
Hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenmeye dikkat
Üreme sağlığını tek başına artıran mucizevi bir besin ya da özel bir “doğurganlık diyeti” bulunmuyor. Ancak uzun süreli sağlıksız beslenme ve hareketsizlik; kilo artışı, insülin direnci ve metabolik bozukluklar üzerinden hormonal sistemi ve yumurtlamayı olumsuz etkileyebiliyor.
Dr. Gamze Karababa, aşırı egzersizin de her zaman daha sağlıklı olmadığını belirterek, “Bununla birlikte çok yoğun egzersiz yapmanın da her zaman daha sağlıklı olduğu düşünülmemeli” uyarısında bulunuyor. Yetersiz enerji alımıyla birlikte yapılan aşırı fiziksel aktivitenin bazı kadınlarda adet düzensizliklerine ve yumurtlamanın baskılanmasına neden olabileceğini aktarıyor.
Doğrusu: Sebze, meyve, tam tahıllar, kaliteli protein kaynakları ve sağlıklı yağları içeren dengeli bir beslenme modeli tercih edilmeli. Aşırı işlenmiş ve yüksek şeker içeren gıdalar sınırlandırılırken, düzenli ve sağlık durumuna uygun egzersiz yapılması gerekiyor.
Jinekolojik kontrolleri aksatmayın
Jinekolojik kontrollerin yalnızca bir sorun ortaya çıktığında yapılması da üreme sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken konular arasında yer alıyor.
Dr. Gamze Karababa; yumurtlama bozuklukları, endometriozis, rahim ve yumurtalıklarla ilişkili bazı hastalıklar veya üreme sağlığını etkileyebilecek diğer durumların her zaman belirgin şikayetlere neden olmayabileceğini belirtiyor.
“Özellikle adet düzensizliği, uzun süren adet gecikmeleri, şiddetli adet ağrısı, ara kanama, geçirilmiş pelvik enfeksiyonu veya yumurtalık ameliyatı öyküsü gibi durumların göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bu sorunların zamanında değerlendirilmesi, ileride hamilelik planlandığında önem taşıyabilecek durumların daha erken fark edilmesini sağlayabilmektedir” bilgisini veriyor.
Doğrusu: Kadınların jinekolojik kontrollerini aksatmaması, özellikle adet düzeninde veya mevcut yakınmalarında değişiklik olduğunda hekime başvurması önem taşıyor.




