Doğum sonrası dönem, anneler açısından hem fiziksel hem de ruhsal olarak hassas bir süreç olarak öne çıkıyor. Bu dönemde eş ve aile desteğinin önemine dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Engin Emrem Beştepe, annenin yalnız bırakılmamasının ruhsal açıdan koruyucu bir rol üstlendiğini belirtti.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Engin Emrem Beştepe, doğum sonrası depresyon ve postpartum psikozun risk faktörleri, belirtileri ve tedavisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Lohusa kadının yalnız bırakılmaması önemli
Kültürde lohusa kadının özellikle doğumdan sonraki ilk günlerde yalnız bırakılmamasının önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Beştepe, bu yaklaşımın ruhsal açıdan da koruyucu olduğunu ifade etti.
Prof. Dr. Beştepe, “İlk dönemde kadın kendini çok yalnız hissederse depresyona, hatta psikoza girme riski artar.” dedi.
Annenin bebeğin ilk bakım sürecinde desteklenmesinin önemine değinen Beştepe, emzirme, beslenme ve bebeğin bakımına alışma aşamalarında annenin yanında yardımcı birilerinin bulunmasının değerli olduğunu söyledi.
“Annenin bebeğin ilk bakımında yalnız kalmadığını hissetmesi gerekir. Emzirmenin öğretilmesi, çocuğun beslenmesi, altının değiştirilmesi ve huyuna alışılması önemlidir. Zira her çocuk birbirinin aynısı olmaz, bazı çocuklar biraz daha huzursuz olabilir. Buna alışma sürecinde yanında yardımcı birilerinin bulunması her zaman çok değerlidir. Bunu kültürümüzün iyi alışkanlıklarından biri olarak değerlendiriyorum; çünkü oldukça koruyucudur. Zaten kültürümüzde bilindiği üzere ‘kırkı çıkarmak’ geleneği vardır. Çocuk kırkı çıkana kadar genellikle evden pek çıkarılmaz. Anne, anneanne, babaanne gibi kadın yakınları başta olmak üzere destek olurlar. Bu çok önemli bir destektir.” şeklinde konuştu.
Babanın desteği de koruyucu
Doğum sonrası süreçte babanın anneye verdiği desteğin de önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Beştepe, sorumluluğun yalnızca anneye ait olmadığını ifade etti.
“Çocuk yalnızca annenin değil, ailenin çocuğudur. Babanın da anne kadar sürece yakın olması gerekir.” diyen Beştepe, annenin eşi tarafından desteklendiğini ve anlaşıldığını hissetmesinin doğum sonrası depresyon açısından koruyucu olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Beştepe, “Bu desteklerin mevcut olması halinde kadının postpartum depresyona girme ihtimali oldukça azalır.” ifadelerini kullandı.
Olağan dışı belirtilerde dikkatli olunmalı
Doğum sonrasında ortaya çıkan bazı belirtilerin dikkate alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Beştepe, özellikle annenin gerçek dışı düşüncelerden söz etmesi halinde gecikmeden hastaneye başvurulması gerektiğini söyledi.
“Annenin yoğun uykusuzluk çekmeye başlaması, çocukla ilgili endişeleri konusunda hiç ikna edilemez hale gelmesi, örneğin çocuğunu besleyemediğine kesin olarak inanması, sürekli ve durdurulamaz biçimde ağlaması, iştahının kesilmesi, bebekle ilgili sıra dışı düşünceler geliştirmesi ve duygu değişimlerinin çok fazla olması halinde dikkatli olunmalı. Özellikle gerçek dışı veya olağan dışı durumlardan bahsetmeye başlayan annelerin mutlaka hastaneye götürülmesi gerekir.”
Annenin yükü tek başına taşıması riski artırıyor
Doğum sonrası depresyonun ortaya çıkmasında birden fazla faktörün etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Beştepe, bebeğin istenip istenmediği ve gebeliğin planlı olup olmamasının yanı sıra anne yaşının da etkili olabileceğini söyledi.
“Bunların en önemlilerinden biri annenin bebeği isteyip istemediği ve bebeğin planlı olup olmadığıdır. Anne yaşının küçük veya çok ileri yaşta olması da etkileyen faktörler arasında yer alır. Bu durumlarda kişiler çok stresli olabilir.” dedi.
Düşük sosyoekonomik düzey ve sosyal destek eksikliğinin de doğum sonrası depresyon ihtimalini artırdığını kaydeden Beştepe, baba desteğinin bulunmaması, annenin tüm sorumlulukları tek başına üstlenmeye çalışması ve bekar anneliğin de riskle ilişkili olduğunu belirtti.
Postpartum psikoz daha ağır bir tablo
Postpartum psikozun doğum sonrası depresyondan farklı ve daha ağır bir ruhsal tablo olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Beştepe, bu durumda kişinin gerçeklikle bağının tamamen kopabildiğini ifade etti.
“Bunu kişinin gerçeklikle olan bağının bütünüyle kopması olarak tanımlayabiliriz. Genellikle duygudurum bozuklukları zemininde gelişir, depresyon, mani veya doğrudan bir psikoz tablosunun başlangıcı olabilir.” dedi.
Postpartum psikozda gerçeklik algısının kaybolmasının yanı sıra sanrı ve varsanımların görülebileceğini belirten Beştepe, şöyle devam etti:
“Kişinin gerçekte olmayan görüntüler görebilir, sesler duyabilir ve bu algıların doğrultusunda hareket edebilir. Çoğunlukla bebeğe ve kendine zarar verme düşünceleri de eşlik edebilir ki bu tablonun en kritik özelliğidir.
Bu durumda mutlaka yatarak tedavi uygulanması gerekir; ayakta tedavi uygulanamaz. Annenin içinde bulunduğu klinik durum nedeniyle güvenlik gerekçesiyle bebekten geçici olarak ayrılması gerekir. Postpartum psikoz oldukça ağır bir tablodur ancak depresyona kıyasla daha nadir görülür.”
‘Al karası’ inanışına dikkat çekti
Halk arasında “al basması” veya “al karası” olarak bilinen inanışın postpartum psikozla ilişkilendirilebileceğini belirten Prof. Dr. Beştepe, bunun geleneksel kültürdeki karşılığına dikkat çekti.
“Bu inanış postpartum psikozun geleneksel kültürümüzdeki karşılığıdır.” dedi.
Lohusaların yalnız bırakılmamasının geleneksel açıdan da koruyucu bir yaklaşım olduğunu belirten Beştepe, sözlerini şöyle tamamladı:
“Kırkı çıkmamış lohusaların yalnız bırakılmaması hem depresyon hem de al basması riskine karşı koruyucudur. Eski kadınlar ve ebeler bu durumun farkında olarak tedbirli yaklaşıyor.”





