Bu şikayetlerin sıradan çocukluk çağı rahatsızlıklarıyla karıştırılması, erken tanıyı zorlaştırabiliyor. Uzmanlar, özellikle kendiliğinden oluşan morlukların ve geçmeyen kemik ağrılarının ihmal edilmemesi gerektiği konusunda aileleri uyarıyor.
Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Çocuk Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat, çocuklarda görülen her morluğun hareketlilik veya düşmeyle açıklanmaması gerektiğini belirtiyor. Kendiliğinden ya da hafif bir darbeyle oluşan, giderek artan ve uzun süre kaybolmayan morlukların mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Canpolat, geçmeyen kol ve bacak ağrılarının da büyüme ağrısı olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.
En sık 2-5 yaş arasında görülüyor

Halk arasında kan kanseri olarak bilinen lösemi, çoğunlukla kan hücrelerinin üretildiği kemik iliğinde gelişiyor. Kemik iliğindeki lenfoid veya miyeloid öncül hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğalması ve vücuda yayılmasıyla hastalığın belirtileri ortaya çıkıyor. Bazı durumlarda lenf bezleri veya merkezi sinir sistemi gibi bölgelerde başlayıp kemik iliğine de ulaşabiliyor.
Çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık yüzde 25-30'unu lösemilerin oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Cengiz Canpolat, hastalığın yenidoğan döneminden ergenliğe kadar her yaşta görülebildiğini, ancak en sık 2-5 yaş arasındaki çocuklarda ortaya çıktığını ifade ediyor.
Öpücük hastalığına neden olan virüse dikkat!
Çocukluk çağı lösemilerinin oluşumunda genetik faktörler önemli bir yer tutuyor. Erişkinlerde çevresel etkenler daha fazla öne çıkarken çocuklarda hücrelerde meydana gelen genetik değişiklikler hastalığın gelişiminde etkili olabiliyor. Kanser oluşumunu engelleyen veya buna zemin hazırlayan genler arasındaki dengenin mutasyonlarla bozulması, lösemiye yol açabiliyor.
Bazı virüsler de belirli lösemi türleriyle ilişkilendiriliyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolat, halk arasında Öpücük Hastalığı olarak bilinen enfeksiyona neden olan Epstein-Barr (EBV) virüsünün, olgun B hücreli lösemi ve lenfoma gelişiminde etkili olabildiğini belirtiyor.
Nükleer radyasyon ve petrokimya endüstrisinde kullanılan benzen gibi bazı kimyasal maddeler de lösemiyle ilişkilendirilen etkenler arasında bulunuyor. Aile bireylerinde kanser öyküsünün olması da çocuklarda lösemi açısından değerlendirilen faktörlerden biri olarak gösteriliyor.
Uzun süren ateş ve solukluk ihmal edilmemeli
Löseminin erken dönemde fark edilmesini zorlaştıran en önemli nedenlerden biri, belirtilerin başka çocukluk çağı hastalıklarıyla benzerlik göstermesi. Nedeni açıklanamayan ve uzun süre devam eden ateş, dikkat edilmesi gereken bulgular arasında yer alıyor. Böyle durumlarda gerekli tetkiklerin yapılması ve çocuğun yakından takip edilmesi önem taşıyor.
Karaciğer, dalak veya lenf bezlerinde büyüme de löseminin belirtileri arasında bulunabiliyor. Burun ve diş eti kanamaları, vücutta uzun süre geçmeyen küçük noktasal kanamalar ile idrar veya dışkıda kan görülmesi de dikkate alınması gereken işaretler arasında yer alıyor.
Lösemili çocukların yaklaşık yüzde 25'inde kol ve bacak ağrıları görülebildiğini belirten Prof. Dr. Cengiz Canpolat, özellikle uzun süre devam eden ve ağrı kesicilere yanıt vermeyen ağrıların büyüme ağrısı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor.
Morluklarda bu dört soruya dikkat!
Löseminin belirtileri arasında yumuşak dokularda ortaya çıkan morluklar da bulunuyor. Herhangi bir darbe olmadan oluşan, sayısı giderek artan, büyük ve koyu renkli olan ya da uzun süre geçmeyen morluklar karşısında ailelerin dikkatli olması gerekiyor.
Prof. Dr. Cengiz Canpolat, ebeveynlerin çocuklarındaki morlukları değerlendirirken şu dört soruyu göz önünde bulundurmalarını öneriyor:
- Morluklar dizin üstündeki yumuşak bölgelerde mi oluşuyor?
- Morlukların sayısı normalden fazla mı?
- Herhangi bir çarpma olmadan kendiliğinden mi ortaya çıkıyor?
- Beklenenden büyük, koyu renkli ve geç iyileşen bir görünümde mi?
Bu sorulardan birine veya birkaçına olumlu yanıt verilmesi halinde çocuğun bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.
Kesin tanı kemik iliği incelemesiyle konuluyor
Lösemi şüphesiyle sağlık kuruluşuna başvuran çocuklara ilk aşamada kan sayımı gibi ön tetkikler uygulanıyor. Şüpheli bulguların ortaya çıkması durumunda çocuğun pediatrik hematoloji ve onkoloji bölümünün bulunduğu bir merkezde değerlendirilmesi gerekiyor.
Kesin tanının kemik iliğinden alınan örneğin laboratuvarda incelenmesiyle konulduğunu belirten Prof. Dr. Cengiz Canpolat, tanının gecikmeden netleştirilmesinin ve uygun tedaviye erken başlanmasının önemine dikkat çekiyor.
Hastalığın türü ve risk grubu belirlendikten sonra tedavi planı çocuğun durumuna göre hazırlanıyor. Genetik ve moleküler incelemeler de risk sınıflamasının doğru yapılmasına ve tedavinin buna göre şekillendirilmesine katkı sağlıyor.
Bazı lösemi türlerinde tedavi başarısı yüzde 95'e ulaşıyor
Çocukluk çağı lösemilerinin tedavisinde son 20 yılda önemli gelişmeler kaydedildi. Birden fazla ilacın birlikte kullanıldığı kemoterapi protokolleri, akıllı ilaçlar ve hücresel tedavi yöntemleri sayesinde tedavi başarısı arttı.
Çocuklarda daha sık görülen lenfoid lösemilerin düşük riskli türlerinde tedavi başarısı yüzde 95'e kadar çıkabiliyor. Tüm lösemi türleri ve risk grupları birlikte değerlendirildiğinde ise başarı oranı yüzde 75-80 seviyesinde bulunuyor.
Tedavinin ne kadar süreceği; löseminin türüne, risk grubuna ve çocuğun tedaviye verdiği yanıta göre değişiklik gösteriyor.
Aileler kendilerini suçlamamalı
Çocuklarına lösemi tanısı konulan anne ve babalar, hastalığın kendi davranışlarından kaynaklandığını düşünerek kendilerini veya birbirlerini suçlayabiliyor. Ancak çocukluk çağı lösemilerinde çoğunlukla genetik bir temel bulunuyor.
Ailelerin bu süreçte kendilerini suçlamalarının doğru olmadığını belirten Prof. Dr. Cengiz Canpolat, hastalığın anne veya babanın yaptığı ya da yapmadığı bir davranış nedeniyle ortaya çıkmadığını ifade ediyor.
Canpolat, tedavinin zamanında başlatılmasının ve ailenin sağlık ekibiyle iş birliği içinde hareket etmesinin önemini vurguluyor.





