Sadece çocuklar için sanılıyordu ama gerçek çok farklı: 40'lı yaşlarda bile mümkün
Sadece çocuklar için sanılıyordu ama gerçek çok farklı: 40'lı yaşlarda bile mümkün
İçeriği Görüntüle

Kilo kontrolünde kullanılan GLP-1 temelli tedaviler, iştahı azaltma ve mide boşalmasını yavaşlatma etkileriyle son dönemde öne çıkan yeni nesil ilaç seçenekleri arasında yer alıyor. Yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte uygulandığında etkili sonuçlar verebilen bu tedaviler, obeziteyle mücadelede önemli bir alternatif olarak değerlendiriliyor.

Buna karşın, uzun süredir kilo problemi yaşayan ve ileri derecede obeziteye sahip hastalarda cerrahinin hâlâ en güçlü ve kalıcı yöntemlerden biri olduğu belirtiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, ilaç tedavisi ile cerrahinin rakip değil, birbirini tamamlayan yöntemler olduğunu vurgulayarak, “İlaç tedavileri ile cerrahi; birbirine rakip değil, doğru hastada birlikte değerlendirilen tamamlayıcı yaklaşımlardır” dedi.

Eşlik eden hastalıklar cerrahi kararını etkiliyor

Tip 2 diyabet, hipertansiyon ve uyku apnesi gibi ek hastalıkların bulunduğu ileri obezite vakalarında cerrahi müdahalelerin daha sürdürülebilir sonuçlar verdiğine dikkat çekiliyor. Kartal, tedavi sürecinde zamanlamanın kritik olduğuna işaret ederek şunları söyledi:

“Tedavi planlamasında doğru zamanlamanın büyük önem taşıyor. Uzun süre yalnızca ilaç tedavisi uygulanan hastalarda diyabet süresi uzayabiliyor ve pankreas zamanla yorulabiliyor. Bu durum ilerleyen dönemde cerrahiden alınacak faydayı azaltıyor”

Uzayan süreçlerde hastaların yaşlanması ve eşlik eden hastalıkların artmasıyla birlikte ameliyat riskinin de yükseldiğini belirten Kartal, uygun hastalarda cerrahiye geçişin gereksiz şekilde ertelenmemesi gerektiğini ifade ediyor.

Cerrahi yalnızca kilo kaybı değil, metabolik etki de sağlıyor

Bariatrik cerrahinin yalnızca kilo kaybına odaklı bir yöntem olmadığı, aynı zamanda metabolik sistem üzerinde de önemli etkiler oluşturduğu belirtiliyor.

Kartal, ameliyat sonrası süreçte özellikle diyabet ve insülin direncinde hızlı iyileşmeler görülebildiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu yöntem aynı zamanda vücudun metabolik ve hormonal dengesini de olumlu yönde etkiler. Ameliyat sonrası özellikle diyabet ve insülin direncinde erken dönemde belirgin iyileşmeler görülebilir. Hatta bazı hastalarda tip 2 diyabet tamamen kontrol altına alınabilir. Cerrahinin sağladığı etkiler yalnızca kilo kaybıyla açıklanamayacak kadar güçlüdür. Sindirim sistemi üzerindeki değişiklikler, açlık-tokluk hormonlarını ve kan şekeri düzenini doğrudan etkileyerek metabolizmanın yeniden dengelenmesine katkı sağlar”

Yaşam tarzı değişmediğinde kilo geri gelebiliyor

Uzmanlara göre ameliyat sonrası verilen kilonun korunması, büyük ölçüde yaşam tarzı değişikliklerinin sürdürülebilmesine bağlı. Özellikle duygusal yeme davranışı olan hastalarda kilo geri alım riski daha yüksek olabiliyor.

Kartal, obezite tedavisinin tek bir yöntemle sınırlı olmadığını belirterek sürecin bütüncül ele alınması gerektiğini şu sözlerle ifade etti:

“Özellikle duygusal yeme alışkanlığı olan veya düzenli doktor kontrollerine gelmeyen hastalarda bu risk daha yüksek. Obezite tedavisinin yalnızca ameliyat ya da ilaç sürecinden ibaret olmadığı bilinmeli. Beslenme düzeni ve yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temelidir. Uygun hastalarda ilaç tedavileri, gerekli durumlarda ise cerrahi devreye girer fakat uzun vadeli başarı için tüm sürecin hekim, diyetisyen ve psikolog iş birliğiyle yürütülmesi en doğru yaklaşımdır”

Kaynak: Basın Bülteni