Türkiye’de tarım yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; toplumun, ailenin, köy yaşamının ve geleceğin temelidir. Ancak bugün tarımın en önemli sorunlarından biri üretimden uzaklaşan gençler, artan maliyetler, su kaynaklarının azalması ve verimli tarım alanlarının betonlaşma baskısı altında kalmasıdır.
2026 yılında tarımsal girdi maliyetlerindeki yüksek artış, çiftçinin üretim yükünü ağırlaştırmaktadır.
Bu durum özellikle küçük üreticiyi zorlamakta, gençlerin tarımdan uzaklaşmasına ve kırsal nüfusun yaşlanmasına neden olmaktadır.
Oysa bir tarım toprağını kaybetmek, yalnızca bir tarlayı kaybetmek değildir. Üretimi, istihdamı, kırsal kültürü ve geleceğin gıda güvencesini kaybetmektir.
Bu nedenle öncelikle verimli tarım arazileri kesinlikle korunmalı, betonlaşmanın önüne geçilmelidir. Şehirler büyürken tarım toprakları feda edilmemeli; yapılaşma, planlı kentleşme ve mevcut alanların dönüşümü üzerinden yürütülmelidir.
Çiftçinin üretimde kalabilmesi için girdi maliyetleri azaltılmalı, gençlere tarım yapmaları için destek sağlanmalı, kooperatifçilik güçlendirilmeli ve üreticinin emeğinin karşılığını alacağı bir sistem kurulmalıdır. Ayrıca su tasarrufu, modern sulama ve iklim değişikliğine uygun üretim yöntemleri yaygınlaştırılmalıdır.
Tarımın geleceği yalnızca çiftçinin değil, hepimizin geleceğidir.
Çünkü beton yeniden yapılabilir; fakat kaybedilen verimli toprağı yeniden üretmek mümkün değildir.
Toprağımızı koruyalım, çiftçimizi yaşatalım, geleceğimizi güvence altına alalım.
Toprağı betona değil, geleceğe ekelim!