Parkinson hastalığının çoğunlukla 50-55 yaşlarında ortaya çıktığını ve yalnızca yaşlanmayla açıklanamayacak bir artış eğilimi gösterdiğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, çevresel etkenlerin hastalık riskinde belirleyici olabileceğine dikkat çekti.
Sultan Tarlacı, özellikle tarım ilaçlarına maruz kalma, kuyu suyu kullanımı ve kırsal yaşam gibi faktörlerin Parkinson riskini artırabileceğini söyledi. Üsküdar Üniversitesi’ne bağlı NPİSTANBUL Hastanesi bünyesinde görev yapan Tarlacı, hastalığın yalnızca yaşlılıkla ilişkilendirilmemesi gerektiğini vurguladı.
“Parkinson vakalarındaki artış yaşlanma hızını da aşıyor”
Parkinson hastalığının Alzheimer tipi demansa kıyasla daha erken yaşlarda görülebildiğini belirten Tarlacı, hastalığın genellikle 50-55 yaşlarında başladığını ifade etti.
Tarlacı, çevresel etkilerin önemine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Genellikle 50-55 yaşlarında başlıyor. Uzun yıllardır özellikle köylerde yaşayanlarda, tarımla uğraşanlarda ve kuyu suyu kullananlarda Parkinson hastalığının daha sık görüldüğü biliniyor.”
Hastalığın artış hızının yalnızca yaşlanmayla açıklanamayacağını vurgulayan Tarlacı, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Artış hızı yaşlanma oranının da üzerine çıkıyor. Bu durum, yaş dışında başka çevresel faktörlerin de rol oynayabileceğini düşündürüyor. California'da yapılan araştırmalarda, yaklaşık 21 farklı tarım ilacının Parkinson hastalığına da etki eden, dopamin üreten beyin hücrelerine zarar verdiği gösterildi. Bu hücrelerin pestisitlere karşı oldukça hassas olduğu ve söz konusu kimyasalların laboratuvar ortamında hücre ölümüne yol açtığı uzun zamandır biliniyor.”
Tarım ilaçları ‘Parkinson epidemisi’ tartışmasını büyütüyor
Bazı tarım ilaçlarının beyindeki belirli bölgeler üzerinde toksik etkiler oluşturabildiğini aktaran Tarlacı, bu durumun yalnızca bireysel değil toplumsal bir sorun olarak değerlendirildiğini söyledi.
Tarlacı, konuyla ilgili olarak şu ifadeleri kullandı:
“Bu nedenle konu bireysel olmaktan çok toplumsal bir sorun olarak değerlendiriliyor ve bazı uzmanlar tarafından ‘Parkinson epidemisi’ olarak tanımlanıyor. Tarım ilaçlarının kontrollü ve bilinçli kullanımı büyük önem taşıyor.”
Pestisit kalıntılarının bazı ürünlerde birikebildiğine dikkat çeken Tarlacı, özellikle domates gibi yaygın tüketilen ürünlerin önemine işaret etti:
“Türkiye'de domatesin yaygın tüketildiği düşünüldüğünde, tarım ilaçlarının denetlenmesi daha da önemli hâle geliyor. Sağlık ve Tarım Bakanlıklarının iş birliğiyle pestisit kullanımının uzman denetiminde, ölçülü ve kontrollü şekilde gerçekleştirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Ürünlerin yıkanması önemli olmakla birlikte, pestisitlerin tamamının bu yolla uzaklaştırılamadığı biliniyor. Özellikle ‘Paraquat’ adlı tarım ilacının yalnızca ürünlere değil, toprağa da nüfuz ederek uzun yıllar kalabildiği belirtiliyor. Geçmişte kuyu suyu kullanan kişilerde Parkinson hastalığının daha sık görülmesinin nedenlerinden birinin de, pestisitlerin yer altı sularına karışması olabileceği düşünülüyor. Bu nedenle koruyucu önlemlerin zamanında alınması gerektiği ifade ediliyor.”
Bakla ve tedavi karşılaştırması: “5 kilo bakla = 1 ilaç dozu”
Baklanın içerdiği bazı maddelerin dopaminle ilişkili olduğunu ancak tek başına tedavi edici olmadığını belirten Tarlacı, ilaç tedavisinin çok daha etkili olduğunu vurguladı.
Tarlacı, bakla ve ilaç karşılaştırmasını şu sözlerle anlattı:
“Ancak Parkinson tedavisinde 1960'lardan beri kullanılan ve beyinde dopamine dönüşen L-Dopa etken maddeli ilaç çok daha etkili bir seçenek olarak kabul ediliyor.”
“125 miligramlık bir L-Dopa kapsülünün içerdiği etken maddeyi almak için yaklaşık 5 kilogram taze bakla tüketmek gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bu nedenle yalnızca bakla yiyerek Parkinson tedavisini sağlamak gerçekçi görünmüyor. Bununla birlikte, bakladan elde edilen bazı ekstreler hafif Parkinson belirtileri olan kişilerde veya huzursuz bacak sendromunda destekleyici amaçla kullanılabiliyor. Yine de ilaç tedavisi daha pratik ve etkili bir yöntem olarak öne çıkıyor.” şeklinde konuştu.
Tekrarlayan kafa travmaları risk faktörü olabilir
Beynin darbelere karşı hassas yapısına dikkat çeken Tarlacı, özellikle boks gibi sporların risk oluşturabileceğini söyledi.
Açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Beyin, kafatasının içinde sabit durmaz; beyin omurilik sıvısı içerisinde hareket edebilir durumdadır. Her darbede beyin kafatasının iç yüzeyine çarpar ve zaman içinde tekrarlayan bu travmalar birikici etki oluşturur. Bu nedenle tekrarlayan kafa travmalarının Parkinson hastalığının ve bazı bunama türlerinin daha erken ortaya çıkmasına katkıda bulunabileceği düşünülüyor. Efsanevi boksör Muhammed Ali, bu durumun en bilinen örneklerinden biri olarak gösteriliyor.”
Parkinson titremesinde belirgin farklar
Titreme türlerine de değinen Tarlacı, esansiyel tremor ile Parkinson titremesi arasındaki farkları açıkladı.
“Esansiyel tremor genellikle ailesel özellik gösterir. Çoğu zaman 20-25 yaşlarında hafif bir titreme ile başlar ve yaş ilerledikçe belirginleşir. Özellikle bir nesneye uzanırken veya nesneyi kullanırken artış gösterir.
Parkinson titremesi ise genellikle istirahat hâlinde ortaya çıkar. ‘Para sayar’ tarzda olarak tanımlanan bu titreme, kişi bir nesneye uzandığında veya hareket etmeye başladığında çoğu zaman azalır ya da kaybolur. Bu nedenle Parkinson titremesi, kural olarak bir ‘istirahat titremesi’ olarak kabul edilir.”





