Su tüketiminde dikkat: 'Her birey için aynı miktar geçerli değil'
Su tüketiminde dikkat: 'Her birey için aynı miktar geçerli değil'
İçeriği Görüntüle

Tarhan, özellikle narsistik kişilik, Makyavelistlik ve antisosyal eğilimlerin birleşiminden oluşan “karanlık üçlü”nün insan ilişkilerinde ciddi riskler oluşturduğunu vurguladı.

“Karanlık üçlü kanser hücresi gibi davranıyor”

Prof. Dr. Tarhan, “Bu üçlü bir araya geldiğinde kanser hücresi gibi davranır. Kanser hücresi sınırsızdır, sorumsuzdur, doyumsuzdur. Sadece kendini büyütür, çevresini yutar. Toksik kişilikler de aynıdır. Empati yapmaz, sadece ‘hep bana’ der. Sınır koymazsanız toksik kişilikler büyür.” dedi.

Toksik kişiliklerin insanları farklı yöntemlerle kontrol altına aldığını belirten Tarhan, “Kimisi överek, kimisi azarlayarak, kimisi şiddetle köleleştirir. Ama yöntem değişse de amaç aynıdır; karşı tarafı kontrol altına almak.” ifadelerini kullandı.

“Yılanın zehri dozunda ilaç olur, fazlası öldürür”

Bireysel ve toplumsal hayatta toksik kişiliklerin yarattığı tehlikeye dikkat çeken Tarhan, “İnsan karakterindeki bazı özellikler de böyledir. Yerinde ve ölçülü kullanıldığında faydalı olabilir, ama manipülatif şekilde kullanılırsa toksik hale gelir” dedi.

Zorba ve kurban ilişkisi

Toksik ilişkilerin çoğunlukla manipülasyon temelli olduğunu ifade eden Tarhan, şunları söyledi:
“Normal görünen bir ilişki, manipülasyon başladığında toksikleşir. Bu ilişkilerde zorba ve kurban vardır. Zorba kişiler adaylarını iyi seçer, manipüle eder, üzerinde baskı kurar. Bazı kişiler bunu kasıtlı yapar, bazıları ise karakterinin gereği olarak farkında olmadan yapar. İki tür kişilikten söz ediyoruz: Kasten manipüle edenler ve bunu doğru zannettiği için yapanlar.”

B tipi kişilikler empati yoksunu

Prof. Dr. Tarhan, “Özellikle B tipi kişilikler risk taşır. Narsistik, antisosyal, histrionik ve paranoid kişilik bozuklukları toksik ilişkilere zemin hazırlar. Bu kişiliklerin ortak özelliği empati yoksunluğudur. Egoları çok yüksektir, eleştiriye kapalıdırlar. Eleştiriyi tehdit olarak algılar, hemen dost-düşman ayrımı yaparlar. Böyle kişiler karar verici pozisyonda olduklarında büyük tehlike doğar.” dedi.

Niyet analizi ve sınır koyma kritik

Toksik kişiliklerle baş etmede niyet analizinin önemine işaret eden Tarhan, “Bir kişi manipülasyonu kasten mi yapıyor, yoksa doğru olduğuna inanarak mı yapıyor? Bu ayrımı yapmak gerekir. Hukuktaki gibi kasti suç ile taksirli suç arasında fark vardır. Kasten yapanlara karşı daha dikkatli olmak gerekir” ifadelerini kullandı.

Fedakârlığın kültürel olarak yüceltilmesine rağmen kişinin ruh sağlığını hiçe saymaması gerektiğini vurgulayan Tarhan, aile içi toksik ilişkilerin ağır psikiyatrik tablolar doğurabileceğini şöyle anlattı:

“Üç çocuklu bir kadın ağır depresyonla geldi. Evde kayınvalideyle yaşıyorlardı. Kayınvalide iyi niyetliydi ama evin tüm düzenini o belirliyordu. Eşi de tamamen annesinin tarafını tutuyordu. Kadın hiçbir sınır koymamıştı, hep fedakârlık yapmıştı. Sonunda ağır depresyona girdi ve hastaneye yatırmak zorunda kaldık. Oysa sorun kayınvalide değil, kadının sınır koyamamasıydı. Fedakârlık şeması ve merhamet yorgunluğu dediğimiz tablo buydu.”

Toksik kişiliklerin davranış biçimleri

Prof. Dr. Tarhan, toksik kişilikleri şu şekilde örneklendirdi:

“Egosu yüksek kişiler farklı yöntemler kullanır. Narsistik kişilik, eşini över, yüceltir. Ardından ‘bana her istediğimi yapacaksın’ der, köle-efendi ilişkisi kurar. Başkaları ise eşini aşağılar, özgüvenini yerle bir eder, depresyona sokar ama bunu ‘senin için yaptım’ diye sunar. Yani biri överek köleleştirir, diğeri ezerek köleleştirir. Antisosyal kişiliklerse daha da farklıdır, sosyal normları yoktur, merhametleri yoktur, suça beceriklidirler, çok rahat şiddet uygularlar.”

İçine atmamak gerekiyor

Sessizliğin toksik ilişkilerde en büyük hata olduğunu vurgulayan Tarhan, “Kurban olan taraf genelde ‘aman olay çıkmasın, çocuklar etkilenmesin’ diyerek içine atıyor. Bu, en büyük hatadır. Oysa yapılması gereken güzellikle sınır koymaktır. ‘Bu yaptığın yanlış, ben bunu onaylamıyorum. Ama evliliğimizin geleceği için katlanıyorum’ denirse karşı taraf savunmaya geçmez” dedi.

Stres anları kişiliği ortaya çıkarıyor

Tarhan, narsistik kişilik özelliklerinin zorlayıcı durumlarda ortaya çıktığını belirterek, “Bir insanın gerçek kişiliği ya stres, kayıp, ticari kriz ya da uzun bir yolculuk sırasında ortaya çıkar. Çünkü maskeler uzun süreli ilişkilerde düşer. Kişiyi anlamak için sadece görünen davranışlarına değil, kriz anlarında nasıl davrandığına da bakmak gerekir.” ifadelerini kullandı.

Bağlanma bozukluğu kurban yaratıyor

Toksik kişiliklerin karşısında en çok zarar görenlerin bağlanma sorunları olan kişiler olduğunu söyleyen Tarhan, “Bu kişiler özgüveni düşük, yalnızlığa tahammül edemeyen bireylerdir. Çocukluk çağında annesiyle ya da babasıyla sağlıklı bağlanma kuramayan kişiler, ileride yanlış kişilere yapışır. Onlar için ilişki bir yara bandı gibidir. Yara bandı yarayı kapatır ama iyileştirmez; acıtır, kanatır, kişi yine aynı ilişkiye sarılır. İşte patolojik bağlanmalar böyle oluşur.” dedi.

Genetik kader değil, farkındalık önemli

Prof. Dr. Tarhan, kişilik bozukluklarının oluşumunda genetik ve çevresel faktörleri değerlendirerek, “Genetik yüzde 30-40 etkilidir ama geri kalan yüzde 60-70 epigenetik mekanizmalardır. Yani aileden öğrenilen yanlış davranış kalıplarıdır. Kişi bunları fark ederse değiştirebilir. Yaşanan hayat olayları, şoklar bu değişim için fırsattır. Epigenetik mekanizmaları doğru şekilde çalıştıran bir kişi kaderini değiştirebilir.” ifadelerini kullandı.

Toksik ilişkilerden korunmanın yolu: Sınır koymak

Son olarak Prof. Dr. Tarhan, toksik ilişkilerde korunmanın en temel yolunun sınır koymak olduğunu vurguladı:

“İnsanın başkasına zarar verme özgürlüğü olmadığı gibi, kendine zarar verme özgürlüğü de yoktur. Bu nedenle toksik ilişkilerde en önemli korunma mekanizması, sınır koyma becerisidir.”

Kaynak: BASIN BÜLTENİ