7 Ağustos 2026'da Mekke'de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Ortak Savunma Anlaşması, Ortadoğu'nun değişen güvenlik ortamında dikkat çekici bir gelişme oldu. Anlaşmanın temel hükmüne göre taraflardan birine yönelik dış kaynaklı silahlı saldırı, üç ülkeye yönelik saldırı kabul edilecek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve diğer yetkililer anlaşmanın kolektif caydırıcılığı güçlendireceğini belirtirken, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da düzenlemeyi teknik açıdan NATO Antlaşması'nın 5. maddesine benzetti. Ancak benzerlik burada dikkatle ele alınmalı. Mekke Anlaşması, NATO'nun onlarca yılda oluşturduğu ortak komuta sistemi, askeri planlama mekanizmaları ve kurumsal yapıya sahip bir ittifak değil. Anlaşmanın gerçek ağırlığı, bundan sonra kurulacak mekanizmaların nasıl işleyeceğiyle ortaya çıkacak.

Resim1-4

Peki neden şimdi? Çünkü Ortadoğu'daki güvenlik dengesi uzun süredir değişiyor. İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşın bölgeye yansıyan sonuçları, Körfez ülkelerinin füze ve insansız hava araçlarına karşı savunma ihtiyacını artırırken, Yemen'deki Husilerin faaliyetleri ve Irak'taki İran bağlantılı silahlı grupların oluşturduğu riskler Suudi Arabistan'ın güvenlik hesabını daha karmaşık hale getiriyor. Mekke'de imzalanan anlaşmanın hemen sonrasında bölgedeki saldırı ve tehditlerin devam etmesi de Riyad'ın neden güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmeye çalıştığını gösteriyor.

Buna rağmen Mekke Anlaşması'nı doğrudan “İran'a karşı kurulmuş askeri ittifak” olarak nitelendirmek doğru değil. Ankara bu yorumu açık biçimde reddediyor. Anlaşmanın resmi açıklamalarında da herhangi bir ülke hedef gösterilmiyor; aksine üç ülkenin ortak güvenliğinin, kolektif caydırıcılığının ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi vurgulanıyor. Üstelik anlaşmanın hazırlıkları yaklaşık iki yıl sekiz ay sürdü. Bu ayrıntı önemli. Belgeyi yalnızca son dönemdeki İran savaşı üzerinden açıklamak, anlaşmanın arkasındaki daha uzun vadeli güvenlik arayışını gözden kaçırmak olur.

Asıl değişim Suudi Arabistan'ın güvenlik anlayışında görülüyor. Riyad uzun yıllar güvenlik mimarisinin önemli bölümünü ABD ile ilişkileri üzerine kurdu. Şimdi ise Washington'la bağlarını koparmadan Türkiye ve Pakistan gibi ülkelerle savunma ilişkilerini çeşitlendiriyor. Türkiye'nin NATO üyeliği, savunma sanayisindeki kapasitesi ve bölgesel askeri tecrübesi, Pakistan'ın geniş askeri gücüyle birleştiğinde Riyad'a yeni seçenekler sunuyor. Ancak Pakistan'ın nükleer kapasitesini bu anlaşmanın otomatik bir “nükleer şemsiye” olarak değerlendirmek için ortada yeterli hukuki veya siyasi dayanak bulunmuyor.

İşin önemli tarafı, anlaşmanın artık yalnızca siyasi bir deklarasyon olmaktan çıkmaya başlamasıdır. Mekke Ortak Savunma Anlaşması kapsamında kurulan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi'nin ilk toplantısı 31 Ağustos 2026'da İstanbul'da gerçekleştirildi. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanlarının katıldığı toplantıda, anlaşmanın kurumsallaştırılması yönünde somut adımlar atıldı. Üç ülke, Suudi Arabistan'da bir Sekretarya kurulması, savunma kapasitesinin güçlendirilmesi, savunma sanayii iş birliğinin geliştirilmesi ve ortak teknoloji geliştirme ile üretim çalışmalarının ilerletilmesi konusunda mutabakata vardı.

Bu gelişme, anlaşmanın geleceği açısından 7 Ağustos'taki imzadan daha önemli olabilir. Çünkü ittifakların gerçek gücü metinlerde değil, kurumlarda ortaya çıkar. Ortak tatbikatlar yapılacak mı? İstihbarat paylaşımı hangi düzeye çıkacak? Savunma sanayisi projeleri ortak üretime dönüşecek mi? Bir ülkeye saldırı olduğunda diğerleri gerçekten asker mi gönderecek, yoksa destek lojistik, istihbarat ve mühimmatla mı sınırlı kalacak? Bu soruların cevapları, Mekke Anlaşması'nın siyasi bir deklarasyon mu, yoksa işleyen bir güvenlik mekanizması mı olacağını belirleyecek.

Türkiye açısından anlaşmanın önemi daha geniş. Ankara, NATO içindeki konumunu korurken Körfez ve Güney Asya'daki güvenlik ilişkilerini de derinleştiriyor. İstanbul'daki ilk toplantıda alınan kurumsallaşma kararları, Türkiye'nin sadece bölgesel gelişmeleri takip eden değil, yeni güvenlik düzeninin oluşumunda doğrudan rol alan bir aktör olma arayışını güçlendiriyor. Dışişleri Bakanı Fidan'ın toplantı sonrasında anlaşmanın bölgede yeni bir güvenlik ve iş birliği mimarisinin tesis edilmesi sürecini başlattığını söylemesi de bu yaklaşımın açık göstergesi.

Bu nedenle Mekke Anlaşması'nı şimdiden “Ortadoğu NATO'su” olarak tanımlamak abartılı olur. Fakat anlaşmanın verdiği mesaj küçümsenmemeli. Bölge ülkeleri güvenliklerini yalnızca dış güçlerin kararlarına bırakmak yerine kendi savunma ortaklıklarını çeşitlendirmeye yöneliyor. İran bu yapılanmanın ilan edilmiş hedefi değil; ancak ortaya çıkacak yeni güvenlik dengesinden etkilenmesi muhtemel başlıca bölgesel aktörlerden biri.

Asıl sınav ise bundan sonra başlayacak. İstanbul'da kurumsal mekanizmanın ilk taşları yerine konuldu. Şimdi sıra, bu yapının sahada ne üreteceğinde. Eğer ortak savunma sanayii projeleri, istihbarat paylaşımı, askeri birlikte çalışabilirlik ve düzenli siyasi istişare mekanizmaları kalıcı hale gelirse, Mekke Anlaşması Ortadoğu'nun parçalı güvenlik düzeninde yeni bir ağırlık merkezi oluşturabilir. Türkiye açısından bakıldığında ise mesele yalnızca Suudi Arabistan ve Pakistan ile bir anlaşma imzalamaktan ibaret değil, Ankara'nın NATO üyeliğini korurken, Ortadoğu'nun gelecekteki güvenlik mimarisinde kendi ağırlığını artırma çabasının yeni bir aşamasıdır.

Kaynakça

Reuters. (2026, 7 Ağustos). Saudi Arabia, Turkey, Pakistan pledge mutual defence as Middle East turmoil escalates.

Reuters. (2026, 8 Ağustos). Turkey, Pakistan, Saudi Arabia defence pact technically same as NATO's Article 5, Turkish minister says.

Reuters. (2026, 6 Ağustos). Saudi Arabia expects imminent attacks from Iran-backed forces.

Reuters. (2026, 9 Ağustos). Yemen's Houthis attack Saudi refinery after kingdom signs defence pact.

Al Jazeera. (2026, 8 Ağustos). Turkiye says Mecca defence pact not aimed at Iran.

Anadolu Ajansı. (2026, 8 Ağustos). Mecca Joint Defense Agreement does not target any country: Turkish foreign minister.

Anadolu Ajansı. (2026, 9 Ağustos). Regional four-country platform including Egypt to remain very important.