Bornova’da Kent Bostanlarında dikkat çeken eğitim
Bornova’da Kent Bostanlarında dikkat çeken eğitim
İçeriği Görüntüle

Son dönemde bazı meslek gruplarına ait WhatsApp yazışmalarında ve lise çağındaki erkek öğrenciler arasında ortaya çıkan kadınları nesneleştiren ve aşağılayan ifadeler kamuoyunda tartışma yarattı. Dijital ortamlarda kurulan bu dilin toplumsal cinsiyet rolleriyle bağlantısına dikkat çeken Sosyolog Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin, sorunun bireysel örneklerle sınırlı olmadığını, erkekliğin nasıl öğretildiği ve yeniden üretildiğiyle ilgili yapısal bir mesele olduğunu söyledi.

İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Nihan Kalkandeler Özdin, dijital platformlarda yaygınlaşan zorbalık, şiddet ve kadın düşmanı söylemlerin arka planını değerlendirerek, erkeklik anlayışının hâlâ güç, kontrol ve cinsel başarı üzerinden tanımlandığını vurguladı.

“Erkeklik hep sarsılmaması gereken bir rol olarak algılanıyor”

Okullardan meslek gruplarına kadar uzanan ve çoğu zaman dijital alanlarda görünür olan vakaların daha geniş bir soruna işaret ettiğini belirten Özdin, erkeklik rolünün toplumsal olarak nasıl kurulduğuna dikkat çekti. Özdin, şu değerlendirmede bulundu:

“Bu tablo, erkekliğin nasıl kurulduğuna, nasıl öğrenildiğine ve dijital alanlarda nasıl yeniden üretildiğine dair geniş bir soruyu gündeme getiriyor diyebiliriz. Günümüzde erkekliğin hâlâ büyük ölçüde güç, kontrol ve cinsel başarı üzerinden tanımlanması tesadüf değil. Yıllar boyunca erkeklere, değerli olmanın yolunun güçlü görünmekten, hâkim olmaktan ve duygusal mesafeyi korumaktan geçtiği öğretildiği için bu durum, erkekliğin kırılganlıkla, eşitlikle ya da bakım verme pratikleriyle ilişkilendirilmesini zorlaştırdı. Açıkçası erkeklik hep sarsılmaması gereken bir rol olarak algılandığı sürece eşitlikçi bir temele oturan insan ilişkilerinden uzaklaşıyoruz. Bazı durumlarda erkeklik, kaybedildiği hissedilen gücü yeniden kurma çabasıyla daha sert, daha dışlayıcı ve daha tahakkümcü biçimlerde ortaya çıkabiliyor.”

Dijital ortamda mesafe hissi sınırları gevşetiyor

Kadın düşmanı ve aşağılayıcı dilin dijital mecralarda daha kolay üretildiğini belirten Özdin, bunun en önemli nedenlerinden birinin anonimlik ve mesafe hissi olduğunu söyledi. Kapalı gruplar ve “şaka” söylemiyle birlikte sınırların esnekleştiğini ifade eden Özdin, bu dilin zamanla gündelik ilişkilere de taşındığını belirtti.

Özdin, süreci şöyle anlattı:

“İnternet kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte hayatımıza giren dijital alanlar ve dijital alt kültürlerde üretilen kadın düşmanı dilin gerçek hayatta bu kadar kolay karşılık bulmasının en önemli nedenlerinden biri, dijital alanların yarattığı mesafe hissi. Kapalı gruplar, anonimlik ve şaka söylemi, sınırların esnekleşmesine neden oluyor. Zamanla bu dil, yalnızca çevrimiçi bir ifade biçimi olmaktan çıkıp gündelik ilişkilerin parçası haline gelip normalleştiriliyor. Bir taraftan ‘her şeyi söyleyebilirim, sansürsüz ifade edebilirim’ özgürlüğü ve cezasızlık hissi yaratan bir serbestlik, diğer taraftan ise başka bir insanın mahremini fütursuzca metalaştırma gerçeği aynı anda karşımıza çıkıyor. Kullanılan dilin burada belirleyici bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Kadını nesneleştiren, aşağılayan ya da küçümseyen ifadeler tekrarlandıkça sıradanlaşıyor; sıradanlaştıkça da sorgulanmaz hale geliyor. Bu durum, dijital alan ile gerçek hayat arasındaki sınırın sanılandan çok daha geçirgen olduğunu gösteriyor.”

Kapalı gruplar “erkekliğin onaylandığı” alanlara dönüşebiliyor

WhatsApp gruplarının başlangıçta masum bir iletişim alanı gibi görünse de zamanla erkekliğin kolektif biçimde onaylandığı mecralara dönüşebildiğini söyleyen Özdin, bu alanlarda üretilen dilin grup içi aidiyeti güçlendirdiğini ifade etti.

Özdin, şu ifadeleri kullandı:

“WhatsApp Grupları üzerinden örnek vermek gerekirse; bir grup insanın ortak paylaşım ve haberleşme platformu olarak WhatsApp grubu kurması masum görünebilir ama mevzu bahis grubun erkekler tarafından oluşturulup kurulan iletişimin ise kadını nesneleştiren ortak bir dil üretmesi ayrı bir sorgu alanı oluşturuyor. Ortaya çıkan bu tür WhatsApp grupları erkekliğin kolektif olarak onaylandığı, performe edildiği ve pekiştirildiği alanlar haline geldiğinde toplumsal nitelikli bir çıkmazın içinde buluyoruz kendimizi. Şöyle ki; bu gruplarda paylaşılan içerikler, çoğu zaman erkekler arası bir aidiyet ve onay mekanizması işlevi görüyor. Kadınlar üzerinden kurulan dil, grubun iç bütünlüğünü güçlendirirken, erkekliğin belirli bir biçimini normal ve makbul olarak yeniden üretiyor.”

Zorbalık grup aidiyetinin bir aracına dönüşüyor

Erkek çocukları arasında zorbalığın ve sert davranışların bir aidiyet dili haline gelebildiğini belirten Özdin, bunun duyguların bastırılmasıyla bağlantılı olduğunu söyledi. Bastırılan duyguların çoğu zaman öfke ve saldırganlık şeklinde ortaya çıktığını vurguladı.

“Zorbalık ve şiddetin erkek çocukları arasında bir aidiyet dili haline gelmesi, duyguların nasıl yönetildiğiyle yakından ilişkili diyebiliriz. Erkek çocuklar çoğu zaman korku, kırılganlık ya da yetersizlik hissini ifade etmeyi değil, bastırmayı öğreniyor. Bastırılan duygular ise sıklıkla öfke ve saldırganlık olarak dışa vuruluyor. Bu noktada zorbalık, yalnızca bireysel bir davranış değil; gruba dahil olmanın, görünür olmanın ve kabul edilmenin bir yolu haline geliyor. Üstelik şiddet, bir iletişim biçimi olarak öğreniliyor ve ödüllendiriliyor.”

“Sorun kriz anında görünür oluyor”

Bu tür davranışların çoğu zaman erken fark edilmediğini belirten Özdin, eğitim ve iş hayatında başarı ve performans ölçütlerinin ilişkisel ve etik boyutların önüne geçtiğini söyledi. Erkekliğin görünmez bir norm olarak kabul edilmesinin de sorunların geç fark edilmesine yol açtığını ifade etti.

Özdin, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Peki bu durum neden zamanında fark edilemiyor diye soracak olursak; eğitim ve iş hayatı pratiklerinde genellikle başarı, disiplin ve performansa odaklanılırken; ilişkisel ve etik boyutlar geri plana itilebiliyor. ‘Başarılı öğrenci’, ‘profesyonel’ ya da ‘örnek çalışan’ tanımları çoğu zaman akademik ya da mesleki yeterlilikle sınırlı kalıyor. Erkeklik ise görünmez bir norm olarak kabul edildiği için, sorun alanı olarak tanınmıyor. Bu da erken uyarı işaretlerinin gözden kaçmasına ve sorunların ancak kriz anlarında görünür olmasına yol açıyor. Bu tür davranışların çoğunlukla kapalı erkek gruplarında ortaya çıkması, denetimden çok kültürle ilgili bir meseleye işaret ediyor. Kapalı alanlar, erkekliğin sorgulanmadan yeniden üretildiği, sınırların test edildiği ve çoğu zaman aşıldığı mekânlar haline geliyor. Bu durum, sorunun birkaç kötü örnekten ibaret olmadığını; belirli koşullar oluştuğunda benzer davranışların tekrar edebileceğini gösteriyor.”

“Erkekliği yeniden tanımlamak gerekiyor”

Özdin’e göre mesele yalnızca bireysel sapmalar ya da ahlaki çöküş olarak açıklanamaz. Sorunun hem kadınları hem de erkekleri etkileyen bir toplumsal yapı sorunu olduğuna işaret eden Özdin, çözümün erken yaşta verilen eğitim ve ilişki becerilerinde yattığını söyledi.

Şu ifadelerle sözlerini tamamladı:

“Diğer taraftan bu meselenin sadece kadınların sorunu olmadığını aynı zamanda erkeklerin de sorunu olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu erkeklik biçimi erkekleri de yalnızlaştırıyor, duygusal olarak yoksullaştırıyor. Çözüm; erkek çocuklara erken yaştan itibaren duygularını tanıma, sınır öğrenme ve eşit ilişki kurma becerileri kazandırmakla mümkün. Asıl mesele, erkekliğin nasıl öğretildiği, hangi davranışların ödüllendirildiği ve hangi sessizliklerin sürdürüldüğü. Erkekliği yeniden tanımlamak gerekiyor. Güçle değil, sorumlulukla; tahakkümle değil, eşitlikle; sessizlikle değil, yüzleşmeyle kurulan bir erkeklik inşasına odaklanabiliriz. Aksi halde bu kriz, gerçek ya da sanal farklı mekânlarda ve farklı biçimlerde karşımıza çıkmaya devam edecek.”

Kaynak: BASIN BÜLTENİ