Dijital ekranlar artık yalnızca iletişim ve eğlence aracı değil; yemek saatlerinin de görünmez eşlikçisi. Televizyonla başlayan, bugün telefon ve tabletle devam eden “ekransız yemek yiyememe” alışkanlığı, uzmanlara göre hem psikolojik hem de davranışsal açıdan önemli riskler barındırıyor.

Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Sema Bayçın, yemek yemenin yalnızca fizyolojik bir ihtiyaç olmadığını; dikkat, farkındalık ve duygusal düzenleme süreçleriyle doğrudan ilişkili bir davranış olduğunu vurguluyor.
Beynin ödül sistemi çift uyaranla zorlanıyor
Uzmanlara göre yemek yerken ekrana maruz kalmak, beynin doğal haz mekanizmasını sekteye uğratabiliyor. Normalde yemeğin kokusu, tadı ve dokusu beynin ödül merkezini dengeli biçimde uyarıyor. Ancak bu sırada izlenen bir video ya da sosyal medya akışı devreye girdiğinde, beyin iki yoğun uyaran arasında kalıyor.
Dr. Bayçın, bu durumu “dopaminerjik aşırı yüklenme” olarak tanımlıyor. Ekran içerikleri ödül merkezini sürekli uyarırken, yemeğin sağladığı doğal haz geri planda kalıyor. Zamanla kişi, ekran desteği olmadan yemek yemekten keyif alamaz hale gelebiliyor. Bu da porsiyon kontrolünün kaybına ve yeme davranışıyla kurulan bağın zayıflamasına yol açabiliyor.
Duygusal kaçışa dönüşebilir
Yetişkinlerde ekran eşliğinde yemek yeme davranışı çoğu zaman stres ve kaygıdan kaçış aracı olarak ortaya çıkıyor. Ekran, bireyin o anki duygularıyla yüzleşmesini engelleyen bir “anestezi” işlevi görebiliyor.
Uzmanlara göre bu tablo “farkındalıksız yeme” olarak adlandırılıyor. Doyma sinyalleri beyne ulaşsa bile, dikkat dijital içerikte olduğu için bu sinyaller yeterince işlenemiyor. Sonuçta kişi doyduğu için değil, izlediği içerik sona erdiği için yemeği bırakıyor. Bu durum uzun vadede duygusal yeme bozukluklarına ve obezite riskinin artmasına zemin hazırlayabiliyor.
Aile içi bağlar zayıflayabilir
Yemek saatleri, aile içi iletişimin en güçlü anlarından biri olarak kabul ediliyor. Ancak ekranların masaya dahil olması, fiziksel birlikteliği psikolojik yalnızlığa dönüştürebiliyor.
Aynı sofrada oturan bireylerin birbirleriyle göz teması kurmak yerine ekranlara odaklanması, empati ve iletişim becerilerini olumsuz etkileyebiliyor. Uzmanlar, çocuklarda bu durumun dil ve sosyal gelişimde yavaşlamaya; yetişkinlerde ise yalnızlık hissinin derinleşmesine ve sosyal anksiyete riskinin artmasına yol açabileceğine dikkat çekiyor.
“Sofrayı dijitalden arındırın” çağrısı
Dr. Bayçın, sağlıklı bir yeme davranışı için sofranın “dijitalden arındırılmış güvenli bir alan” ilan edilmesini öneriyor. Yemeğin dokusuna, kokusuna ve tadına odaklanarak yapılan bilinçli beslenme, hem fiziksel sağlığı hem de psikolojik iyi oluşu destekliyor.
“Ekran eşliğinde yemek yeme alışkanlığı masum bir rutin gibi görünse de zamanla kişinin hem beden sinyalleriyle hem de duygusal farkındalığıyla bağını zayıflatabilir” diyen Bayçın, yemek saatlerinin mümkün olduğunca dikkat dağıtıcılardan arındırılması gerektiğini vurguluyor.
Uzmanlara göre gerçek doygunluk yalnızca mideyle değil, farkındalıkla başlıyor. Sofrada ekran yerine iletişimi tercih etmek ise hem ruhsal dengeyi hem de sağlıklı beslenme alışkanlıklarını güçlendiriyor.




