Kalp ve damar hastalıkları için önemli risk faktörlerinden biri olan hipertansiyon çoğunlukla sağlıksız beslenme, genetik yatkınlık, aşırı tuz tüketimi ve hareketsiz yaşamla ilişkilendirilse de, bazı hastalarda altta yatan neden böbreküstü bezinde gelişen kitleler olabiliyor. Uzmanlar, özellikle dirençli hipertansiyon ve potasyum düşüklüğünün birlikte görülmesi halinde ayrıntılı değerlendirme yapılması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek, iki veya daha fazla tansiyon ilacı kullanılmasına rağmen kan basıncı kontrol altına alınamayan ve potasyum düşüklüğü yaşayan hastaların böbreküstü bezi kitleleri açısından mutlaka incelenmesi gerektiğini belirtti.

Doç. Dr. Mehmet Köstek, yüksek tansiyonun nedeninin ayrıntılı şekilde araştırılması ve tedavinin altta yatan sebebe göre planlanmasının önemine dikkat çekerek, "Günümüzde çoğunlukla kapalı yöntemlerle gerçekleştirilen cerrahi tedaviyle, aşırı aldosteron hormonu salgılayarak kan basıncını yükselten kitle çıkarılmaktadır. Operasyon sonrasında tansiyon normale dönebilmekte veya kullanılan ilaç sayısı önemli ölçüde azaltılabilmektedir" dedi.

Fazla aldosteron hormonu tansiyonu yükseltiyor

1785392863 D O . D R. M E H M E T K S T E K

Yapay zekâ ile duyguların dijital ikizi geliştiriliyor
Yapay zekâ ile duyguların dijital ikizi geliştiriliyor
İçeriği Görüntüle

Her iki böbreğin üzerinde bulunan ve yaşamsal hormonların üretiminden sorumlu olan böbreküstü bezleri, kortizol, adrenalin ve aldosteron hormonlarını salgılıyor. Böbreküstü bezinde gelişen iyi huylu bir kitlenin aldosteron hormonunu gereğinden fazla üretmesi halinde ise böbreklerde sodyum ve su tutulurken potasyum kaybı yaşanabiliyor. Bu durum da kan basıncının yükselmesine ve hipertansiyona neden olabiliyor.

Doç. Dr. Mehmet Köstek, fazla salgılanan aldosteron hormonunun dirençli hipertansiyonun en önemli nedenlerinden biri olduğunu belirterek, "Yüksek tansiyonla birlikte potasyum düşüklüğünün görülmesi aldosteron hormonunun fazla salgılandığını düşündüren önemli bulgulardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu bulguların varlığında böbreküstü bezinde hormon salgılayan bir kitle bulunup bulunmadığının mutlaka araştırılması gerekmektedir" ifadelerini kullandı.

Kitleler çoğu zaman belirti vermiyor

Böbreküstü bezindeki kitlelerin çoğunlukla belirti vermemesi nedeniyle hastalar uzun süre farkında olmadan yaşamını sürdürebiliyor. Bu süreçte kullanılan tansiyon ilaçlarına rağmen istenilen kan basıncı seviyesine ulaşılamayabiliyor.

Uzun süre kontrol altına alınamayan yüksek tansiyonun kalp ve damar hastalıkları riskini artırdığına işaret eden Doç. Dr. Mehmet Köstek, "Ayrıca, sürekli potasyum kaybı yaşanıyorsa, kas güçsüzlüğünden kalp ritim bozukluklarına kadar uzanan sağlık sorunları gelişebilmektedir. Hastalar bu değerlerin normale dönmesi için çok fazla miktarda potasyum takviyesi almak zorunda kalabilmektedir. Dolayısıyla böbreküstü bezi kitlesinde erken tanı ve tedavi son derece önemlidir" diye konuştu.

Tanıda hormon testleri ve görüntüleme yöntemleri kullanılıyor

Tanı sürecinde öncelikle hastanın öyküsü ve şikayetleri ayrıntılı olarak değerlendiriliyor. Ardından hormon tetkikleri yapılıyor. Kanda hormon düzeylerinde yükseklik saptanması halinde tomografi ve manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleriyle kitlenin bulunduğu böbreküstü bezi belirleniyor.

Kapalı cerrahiyle tedavi edilebiliyor

Tedavide temel hedef, fazla hormon salgılayan böbreküstü bezi kitlesinin çıkarılarak hormon düzeylerinin normale dönmesini sağlamak oluyor. Günümüzde bu operasyonlar çoğunlukla laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemleriyle kapalı olarak gerçekleştiriliyor.

Doç. Dr. Mehmet Köstek, "Küçük kesilerle yapılan operasyonun ardından hastalar 1-2 gün içinde normal yaşamlarına dönebilmektedir. Ameliyat sonrası dönemde hastaların hormon düzeyleri düzenli olarak takip edilerek, gerekli durumlarda ilaç tedavileri yeniden düzenlenebilmektedir" dedi.

Kaynak: Basın Bülteni