Her yıl 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Koruma Günü’nde bu alanların önemi hatırlatılsa da doğanın bu eşsiz hazineleri, insan faaliyetlerinin baskısı altında hızla yok oluyor.
Küresel tehdit: Ekosistemlerin çöküşü
Dünya genelinde sulak alanlar; içme suyu temini, karbon tutulumu ve taşkın kontrolü gibi hayati görevler üstlenir. Ancak iklim krizi, plansız sanayileşme ve kontrolsüz kentleşme bu alanları geri dönüşü olmayan bir yıkımın eşiğine getirdi. Küresel ısınmanın etkisiyle dengesi bozulan su döngüsü, tarımsal üretimi tehdit ederken milyonlarca canlı türünün yaşam alanını elinden alıyor.
Türkiye ve Ege’nin su sınavı
Sanılanın aksine Türkiye, su zengini bir ülke değildir; aksine “su stresi” çeken ülkeler kategorisindedir. Özellikle son yıllarda bu durum, yerel ölçekte bir kriz hâline dönüşmüştür:
Ege Bölgesi ve İzmir örneği: Bölgesel bazda su kaynaklarımız alarm veriyor. Yanlış tarım politikaları ve iklim değişikliği, İzmir çevresindeki barajlarda su seviyesinin %30-40 bandına çekilmesine neden olmuştur.
Kuraklık ve tarım: Su seviyelerindeki bu düşüş, sadece doğayı değil, soframıza gelen gıdayı da doğrudan tehdit etmektedir. Tarımsal üretimin verimliliği, sulak alanların sağlığıyla doğru orantılıdır.
Geri dönüşü olmayan noktaya doğru ilerliyoruz!
Unutmamalıyız ki kuruyan her göl, kirlenen her nehir ve betonlaşan her sulak alan, geleceğimizden çalınan bir mirastır. Doğal yaşamın tahribi sadece ekolojik bir sorun değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir beka meselesidir. 2 Şubat, sadece bir takvim yaprağı değil; suyun ve yaşamın korunması için topyekûn bir farkındalık ve eylem günü olmalıdır.
Melis Şahinkaya





