SAVAŞILMASINA RAĞMEN DİPLOMASİYE KURBAN GİDENLER-6
Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki son yıllarında Arnavutluk meselesi yalnızca bir toprak kaybı değildi. Merkezi yönetimle Arnavut siyasi hareketleri arasındaki gerilim, 1912 isyanı, Balkan Savaşı ve büyük devletlerin müdahalesi aynı dönemde üst üste geldi. Sonunda Osmanlı hakimiyeti sona ererken, Arnavutluk'un bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmasının yolu açıldı.
1912'ye gelindiğinde Arnavut bölgelerinde huzursuzluk giderek büyümüştü. İttihat ve Terakki döneminde uygulanan merkezileştirme politikaları, vergi ve askerlik düzenlemeleri, yerel ayrıcalıkların kaldırılması ve Arnavutça eğitim talepleri tepki topluyordu. Ancak bütün Arnavut siyasi gruplarının hedefi aynı değildi. Bazıları daha geniş özerklik isterken, bazıları Osmanlı Devleti içindeki konumlarını korumaya çalışıyordu. 1912 isyanı da bu farklı taleplerin bir araya geldiği karmaşık bir hareketti.
İsyan büyüdükçe Osmanlı hükümeti geri adım atmak zorunda kaldı. Ağustos 1912'de Priştine'de yapılan görüşmeler sonunda Arnavutların dil, eğitim, yerel yönetim ve askerlik gibi konulardaki taleplerinin önemli bir bölümü kabul edildi. Fakat bu uzlaşma uzun ömürlü olmadı. Çünkü aynı günlerde Balkan devletleri Osmanlı Devleti'ne karşı savaş hazırlığındaydı.
8 Ekim 1912'de Karadağ'ın savaş ilanıyla başlayan Balkan Savaşı, Arnavutluk meselesinin yönünü değiştirdi. Sırp, Karadağ ve Yunan kuvvetleri Arnavutların yaşadığı geniş bölgelere doğru ilerledi. Osmanlı ordusunun cephelerdeki yenilgileri ve geri çekilmesi, merkezi yönetimin bölgede yeniden düzen kurmasını giderek zorlaştırdı.
Arnavut siyasi liderleri için artık başka bir tehlike ortaya çıkmıştı. Osmanlı yönetiminin sona ermesi, Arnavutların yaşadığı toprakların Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan arasında paylaşılması ihtimalini de beraberinde getiriyordu. Bu ortamda İsmail Kemal Bey, Arnavut siyasi temsilcileriyle birlikte bağımsızlık yoluna yöneldi.
28 Kasım 1912'de Vlora'da Arnavutluk'un bağımsızlığı ilan edildi. Ancak bu ilan, yeni devletin sınırlarının belirlendiği veya bağımsızlığın uluslararası alanda hemen tanındığı anlamına gelmiyordu. Tam tersine, asıl diplomatik mücadele bundan sonra başladı.
Balkan Savaşı sürerken büyük devletler Arnavutluk'un geleceğini kendi aralarında görüşmeye başladı. 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin Avrupa'daki toprak kaybını düzenledi. Arnavutluk'un sınırlarının belirlenmesini ise Avrupa devletlerinin kararına bıraktı. Sınırlar daha sonra Londra Büyükelçiler Konferansı'nın kararlarıyla şekillendi. Kuzey ve orta sınırlarla ilgili kararlar Mayıs ve Ağustos 1913'te alındı, güney sınırının belirlenmesi ise yıl sonuna kadar sürdü.
Ortaya çıkan harita, Arnavutların yaşadığı bütün bölgeleri yeni devletin sınırları içinde bırakmadı. Kosova ve Batı Makedonya'daki geniş Arnavut nüfusunun önemli bölümü Sırbistan'ın sınırları içinde kaldı. Güneyde ise Yunanistan'ın kontrolündeki bölgeler konusunda uzun tartışmalar yaşandı. Böylece yeni devletin sınırları, yalnızca yerel nüfus yapısına göre değil, Balkan devletleri arasındaki güç dengeleri ve büyük devletlerin stratejik hesaplarıyla birlikte belirlendi.
1913 Londra düzenlemeleriyle Arnavutluk bağımsız ve tarafsız bir devlet olarak şekillendi. Büyük devletler yeni devletin tarafsızlığını garanti altına aldı. Böylece Osmanlı Devleti'nin yüzyıllarca yönettiği bir Balkan coğrafyasında yeni bir devlet ortaya çıktı.
Arnavutluk'un ortaya çıkışı, Osmanlı Devleti'nin yalnızca savaş meydanındaki yenilgisiyle açıklanamaz. İç siyasi gerilimler Balkan Savaşı öncesinde zaten yönetimi zayıflatmıştı. Savaş, bu çözülmeyi hızlandırdı. Bağımsızlık ilanı siyasi kopuşu ortaya koydu, ardından gelen Londra diplomasisi ise yeni devletin sınırlarını belirledi.
Arnavutluk dosyasının asıl dikkat çekici tarafı burada. Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki hakimiyeti savaşla çözüldü. Fakat bu coğrafyanın yerine hangi siyasi haritanın geleceğine savaş meydanı tek başına karar vermedi. Vlora'da ilan edilen bağımsızlık, Londra'da yürütülen diplomasiyle uluslararası bir statü kazandı, sınırlar ise büyük devletlerin kararlarıyla çizildi.
1912-1913 Arnavutluk hikayesi, bir imparatorluğun çözülüşü ile yeni bir devletin doğuşunun aynı anda yaşanabileceğini gösteriyor. Ancak yeni devletin sınırları, bağımsızlık ilan edenlerin istediği coğrafyayla aynı olmadı. Arnavutluk bağımsızlığını kazandı; fakat Arnavutların yaşadığı daha geniş coğrafya aynı siyasi sınırlar içinde birleşemedi.