Siverek’in şoku henüz geçmemişti. Daha dün, bir okulun koridorlarında yankılanan silah sesini üzerimizden atamamıştık. Bugün ise Kahramanmaraş’tan gelen haberle sarsıldık.

Ayser Çalık Ortaokulu’nda yükselen feryatlar, sadece bir şehrin değil, tüm Türkiye’nin vicdanını delip geçti.

4 can kaybı, 20 yaralı…

Rakamları yazarken elimiz titriyor ama o rakamların her biri bir evlat, bir gelecek, bir umut. Henüz hayatının baharında, elinde kalemiyle defterine hayallerini sığdırmaya çalışan çocuklarımız, bugün kurşunların hedefi oldu. Şimdi sormak zorundayız: Eğitim nerede?

Biz eğitimi; dört duvar arasında, güvenli bir limanda, geleceği inşa etmek sanıyorduk. Oysa bugün gördük ki; o güvenli limanlar artık birer hedef tahtası. Çocuklarımızı okula gönderirken arkalarından el salladığımızda, onları bilgiye mi emanet ediyoruz yoksa bir bilinmezliğe mi?

Haberin en can yakıcı, en düşündürücü kısmı ise saldırganın kimliği. Silahı ateşleyen elin, bir emniyet müdürünün evladı olması… Olayın ardından babanın gözaltına alınması, meselenin sadece bir "saldırı" değil, devasa bir "ihmal ve denetimsizlik" skandalı olduğunu gözler önüne seriyor. Devletin güvenliğini sağlamakla yükümlü bir elin silahı, nasıl olur da bir çocuğun eline geçer ve kendi okulunu kana bulayacak kadar kontrolsüz kalır?

Emniyet müdürü babanın silahı mıydı o? Yoksa sistemin ta kendisi mi ateş aldı?

Şimdi yetkililer çıkıp "tahkikat sürüyor" diyecek. Yaralıların durumu takip edilecek, taziye mesajları yayınlanacak. Peki, ya sınıfa sinen kan lekesi? Koridorda yankılanan silah seslerini duyan o masum yavruların, can havliyle kendilerini sınıfların pencerelerinden aşağı bırakması… Bir çocuğu, beton zemine çakılma riskini göze alarak metrelerce yükseklikten aşağı atlamaya iten o korkuyu hayal edebiliyor musunuz?

Hepimiz o sınıfta kaldık.

Başımız sağ olsun demek yetmiyor; bu karanlığı aydınlatacak bir irade, bu silahları susturacak bir denetim şart. Yoksa yarın başka bir şehirde, başka bir okulda aynı soruyu sormaya devam edeceğiz:

Sahi, nerede bu eğitim?