Göz açıp kapayıncaya kadar geçen o çocukluk yıllarının ardından, bir sabah uyandığınızda karşınızda bambaşka biri duruyor. Artık o yumuşacık, her sırrını size anlatan çocuğunuz gitmiş; yerine sınırlarını çizen, odasına kapanan, bazen öfkeyle bazen sessizlikle duvar ören bir genç gelmiş. Evet, evimizin içindeki o meşhur "ergenlik fırtınası" koptu. Peki, bu fırtınada biz ebeveynler nasıl bir liman olmalıyız?

Bir rehber mi olacağız veya bir gölge gibi takipte mi kalacağız?

Ergenlik, aslında bir "yeniden doğuş" ya da kendini yeniden tanımlama sürecidir. Çocuk kendi kimliğini, sınırlarını ve dünyaya karşı duruşunu yeniden inşa ederken, anne baba olarak bizim misyonumuz da değişiyor. Artık bir yönetici değil ancak bir yoldaş olarak ona yardımcı olabilir ve hayat tecrübelerimizle ona kendi yolunu nasıl çizebileceğini dikte etmeden anlatabiliriz.

Bu süreçte anne - babaların en büyük hatası ise onları kontrol etmeye çalışmak oluyor. Oysa unutmayın; kontrol etmeye çalıştıkça onlar sizden uzaklaşır, anlamaya çalıştıkça ise size sığınmaya başlarlar.

Aslında bu sürecin bir altın anahtarı yok. Her ailenin yapısına, kültürüne, çevresel faktörlere göre farklı deneyimlerden geçiliyor. Belki bu süreçte evebeyinlerin yapması gereken en önemli şey, birer gerçek ve samimi dinleyici olmayı başarmaktır. Çocuğunuz her konuşmaya başladığında ona hemen verecek bir öğüdünüz veya "ben senin yaşındayken..." ile başlayan bir hikayeniz olmasın lütfen... Sadece dinleyin. Bazen sadece duyulmaya ihtiyaçları vardır. Eğer size bir şey anlatıyorsa, bu sizin güvenli liman olduğunuzun kanıtıdır; bunu bozmayın.

Bir çoğumuz tecrübe ettik, ergenler kurallardan nefret ederler ama aynı zamanda da sınıra ihtiyaç duyarlar. Kuralları tepeden inme koymak yerine, "bu eve huzurla yaşamak için neler yapabiliriz?" diyerek onun da fikrini alırsanız, alınan ortak kararlarla uyumu yakalama ihtimali daha yüksek olur.

Size karşı çıkıyor, kapıyı sert kapatıyor veya sessiz kalıyor olabilir. Bilin ki, bunlar size karşı değil; kendisini bulma çabasının birer parçası olarak gerçekleşiyor. Sizi incitmek için değil, kendi sınırlarını test etmek için yapıyor. Bu "duygusal patlamaları" kişisel algılamamak, ilişkinin selameti için hayati önem taşıyor.

Onu odağınıza alıp hayatınızın merkezine yerleştirdiğinizde, aslında ona büyük bir yük yüklüyorsunuz. Kendi hobileriniz, dostluklarınız ve uğraşlarınız olsun. Sizin de mutlu bir birey olduğunuzu görmesi, ona geleceği için en büyük örnek olacaktır.

Bu dönemin en zorlayıcı anlarında bile, ona şu mesajı vermekten çekinmeyin: "Seni her halinle kabul ediyorum, seni seviyorum ve değişimlerin ne olursa olsun ben buradayım."

Çocuğunuz bazen size çok uzak görünebilir, hatta bazen yabancı gibi hissettirebilir. Ancak bu, geçici bir yolculuk. Sizin koşulsuz sevginiz ve sabırlı duruşunuz, onun için en sağlam çapa olacaktır. Unutmayın, bu fırtınalı denizlerdeki sabrınız, gelecekte kuracağınız o derin ve olgun arkadaşlık ilişkisinin temelini oluşturuyor.

Derin bir nefes alın ve sadece eşlik edin. O, kendi yolunu bulacak; yeter ki siz, o yolun sonunda sevgiyle bekleyen biri olduğunuzu ona hissettirin.