Kendi ihtiyaçlarınızı geri plana itip başkalarını memnun etmeye çalışırken, sonrasında yaşanan pişmanlık, öfke ve tükenmişlik hissi tesadüf değil. Psikologlara göre yetişkinlikte sıkça görülen bu “sınır koyma sorunu”, nezaket ya da yardımseverlikten çok daha derin psikolojik köklere dayanıyor.
Koşullu Sevilme Öğrenilirse, “Hayır” Tehlikeye Dönüşür
Uzmanlar, sınır koyamama davranışının büyük ölçüde çocukluk döneminde öğrenildiğini vurguluyor. Eğer bir çocuk yalnızca “uyumlu”, “sessiz” ve “söyleneni yapan” olduğunda takdir görmüş; itiraz ettiğinde ise sevgi geri çekilmişse, bilinçaltına şu mesaj yerleşiyor: “Sevilmek için başkalarını memnun etmeliyim.” Bu öğrenme, yetişkinlikte de devam ediyor ve kişi farkında olmadan “uslu çocuk” rolünü sürdürmeye çalışıyor.

Beynin Alarm Sistemi: ‘Hayır’ Demek Terk Edilme Tehdidi Gibi Algılanıyor
Yetişkinlikte “Hayır” demek, bu kişiler için basit bir tercih değil, adeta bir tehdit gibi algılanıyor. Bilinçaltı, reddetmenin terk edilme, dışlanma ya da çatışma yaratacağına inanıyor. Psikolojide “fawning” olarak adlandırılan bu tepki, savaşmak ya da kaçmak yerine karşıdakini memnun ederek durumu yatıştırma stratejisi olarak tanımlanıyor. Yani sınır koyamamak bir zayıflık değil, çocukluktan kalma bir hayatta kalma refleksi.
Sınırlar Kayboldukça Kimlik de Silikleşiyor
Sürekli başkalarının beklentilerine göre yaşayan bireyler, zamanla “Ben ne istiyorum?” sorusunun cevabını kaybediyor. İş yerinde en fazla yük onlara biniyor, ailede tüm sorumluluklar onların omzuna bırakılıyor, sosyal çevrede ise hep uyum sağlayan ama fikri sorulmayan kişi haline geliyorlar. Bu durum uzun vadede kronik yorgunluk, pasif-agresif tepkiler ve depresyon riskini beraberinde getiriyor. Çünkü hayatın direksiyonunda kişi değil, başkaları oturuyor.

Fedakârlık ile Kendini Yok Saymak Arasındaki İnce Çizgi
Toplum fedakârlığı yüceltirken, sınır koymayı çoğu zaman bencillik olarak etiketliyor. Oysa psikologlara göre sınır koymak, “Seni sevmiyorum” demek değil; “Kendimi de önemsiyorum ve şu an buna gücüm yok” demek anlamına geliyor. Uçaklardaki “oksijen maskesini önce kendinize takın” kuralı da tam olarak bunu anlatıyor. Kendi enerjisi tükenmiş birinin başkasına sağlıklı destek vermesi mümkün olmuyor.
‘Hayır’ Demeyi Öğrenmek Mümkün mü?
Uzmanlara göre bu alışkanlığı bir anda değiştirmek zor olsa da küçük adımlarla mümkün. Bir isteğe hemen “Evet” demek yerine zaman kazanmak, karar vermeden önce durup düşünmek ve otomatik tepkileri fark etmek sürecin ilk adımı olarak görülüyor. Reddederken uzun açıklamalar yapmak ya da mazeret üretmek zorunda olmadığınızı kabul etmek de sınır koymayı kolaylaştırıyor.

Suçluluk Hissi Gelecek Ama Geçecek
İlk kez sınır koyan kişiler genellikle yoğun bir suçluluk hissi yaşıyor. Psikologlar bunun yanlış bir şey yapıldığını değil, eski alışkanlıkların direnç gösterdiğini işaret ettiğini söylüyor. Bu duygunun fark edilip geçmesine izin verildiğinde, zamanla “Hayır” demek daha doğal hale geliyor.
“Hayır” Tam Bir Cümledir
Uzmanlara göre sınırlar, başkalarının sizi ne kadar kullanabileceğini değil, sizin kendinize ne kadar değer verdiğinizi gösterir. Sizi sadece “Evet” dediğiniz için seven kişiler, aslında sizi değil, onlara sağladığınız konforu seviyordur. Sağlıklı ilişkiler ise dürüstlüğe dayanır. İstemeden yapılan bir iyiliktensa, açıkça söylenmiş bir “Hayır” çok daha saygılıdır.




