Doç. Dr. Karaca, özellikle yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının kolon kanseri riskini artırdığını belirtti.

Karaca, “Aşırı alkol tüketimi, sigara tiryakiliği, obezite, işlenmiş raf ömrü uzun gıdalar, insülin direnci, aşırı radyasyon maruziyeti ve bağışıklık sisteminin baskılanması riski artırmaktadır” dedi.

Kolon kanseri artıyor

Kolorektal kanserler, beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri nedeniyle son yıllarda daha sık görülüyor. Dünya genelinde en sık tanı alan üçüncü kanser türü olan kolon kanseri, kansere bağlı ölümlerde ise ikinci sırada yer alıyor. Ülkemizde ve dünyada 45 yaş altındaki bireylerde görülme sıklığı giderek yükseliyor. Ancak erken teşhis ve gelişmiş tedavi yöntemleri, yaşam süresini ve kalitesini artırabiliyor.

Genetik ve aile öyküsü

Doç. Dr. Karaca, toplumdaki vakaların yaklaşık yüzde 70’inin öngörülemez şekilde ortaya çıktığını ifade ederek, “Kalıtsal genetik mutasyonlara sahip durumlar, vakaların yüzde 3-5’ini oluşturmaktadır. Hastaların yaklaşık yüzde 20-25’inde güçlü bir aile öyküsü bulunmaktadır. Yani kalıtsal bir mutasyon nedeniyle kolon kanseri ortaya çıkmaktadır” dedi.

Mutlulukta ailenin önemi
Mutlulukta ailenin önemi
İçeriği Görüntüle

Karaca, HNPCC, FAP ve Peutz-Jegher polipozisi gibi genetik durumların kolon kanseri riskini artırdığını vurguladı. Kolonoskopi sırasında belirlenen adenomlar arasında en yüksek risk polipler, villöz ve tübülo-villöz adenomlar olarak öne çıkıyor. Ayrıca, ülseratif kolit ve Crohn hastalığı gibi iltihabi bağırsak rahatsızlıkları da kanser riskini artırabiliyor.

Erken teşhis ve tedavi imkanları

Kolon kanserinde erken teşhis, yaşam süresini uzatan en önemli faktörler arasında yer alıyor. Doç. Dr. Karaca, “Klinik muayeneler ve tarama yoluyla erken teşhis, görüntülemedeki gelişmelerle daha doğru evre belirleme, cerrahi tekniklerdeki iyileşmenin yanı sıra kemoterapi ve radyasyondaki ilerlemeler sayesinde yaşam süresi uzamaktadır. Özellikle doğru planlanan kemoterapi, yeni nesil akıllı ilaçlar ve immunoterapiler sayesinde vücudun diğer bölgelerine yayılan kanserli hücrelerle mücadelenin başarısı artmaktadır” ifadelerini kullandı.

Kemoterapinin, hızlı büyüyen kanser hücrelerini yok etmek amacıyla uygulandığını belirten Karaca, ilaçların damar yoluyla veya ağızdan alınabileceğini söyledi. Tedavi genellikle cerrahi, radyoterapi, hedefli tedavi ve immünoterapiye ek olarak uygulanıyor. Kemoterapi, iyileşme şansını artırmak, kanserin tekrar etme riskini azaltmak, belirtileri hafifletmek ve hastaların daha uzun ve kaliteli bir yaşam sürmesini sağlamak için kullanılıyor.

Adjuvan kemoterapinin önemi

Kolon kanseri ameliyatı sonrası kemoterapinin tekrarlama riskini azaltmada kritik rol oynadığını belirten Doç. Dr. Karaca, “Kolon kanseri ameliyatından sonra, varsa kalan kanserli hücreleri yok etmek ve tekrarlama riskini azaltmak için genellikle adjuvan kemoterapi olarak adlandırılan tedavi önerilir. Adjuvan kemoterapiye çoğunlukla ameliyattan sonraki 8 hafta içinde başlanmaktadır. Ameliyattan sonra kansere dair hiçbir kanıt kalmasa bile, kanserin tekrarlama veya vücudun diğer bölgelerine yayılma riski yüksekse, adjuvan kemoterapi yine de önerilebilir” dedi.
Karaca, kanserin bulunduğu bölgedeki lenf düğümlerinde kanser hücreleri varsa, bağırsakta perforasyon oluşmuşsa veya tümör hızlı yayılan, az farklılaşmış hücrelerden oluşuyorsa riskin arttığını vurguladı. Bu durumlarda kişiye özel tedavi yöntemleri ile başarı şansı yükseliyor.

Kaynak: İHA