Göğüs Hastalıkları Uzmanı Şevket Özkaya, kanserin biyolojik yaşlanma süreciyle yakından ilişkili olduğunu söyledi.
Özkaya, “Bugün şunu biliyoruz ki yaşayan her hücrenin sonu kanser. Sadece hangi organ ve ne zaman ortaya çıkacağını bilmiyoruz” ifadelerini kullandı.
Uzman isim, genetik yapı, sigara kullanımı ve çevresel faktörlerin kansere yakalanma yaşını değiştirebildiğini belirtti.
“Sigara kanser riskinde açık ara birinci”
Özkaya, World Health Organization ve International Agency for Research on Cancer verilerine de değindi.
2022 yılında dünyada görülen yeni kanser vakalarının yaklaşık yüzde 37’sinin önlenebilir nedenlerle ortaya çıktığını vurgulayan Özkaya, bu oranın yaklaşık 7,1 milyon vakaya karşılık geldiğini ifade etti.
Risk analizinde tütün kullanımı, alkol, fiziksel hareketsizlik, hava kirliliği, ultraviyole radyasyon ve enfeksiyonlar gibi 30 farklı faktörün değerlendirildiği belirtildi.
“Tütün kullanımı tek başına yeni kanser vakalarının yaklaşık yüzde 15’inden sorumlu. Enfeksiyonlar yüzde 10, alkol ise yüzde 3 oranında etkili. Sigara hâlâ açık ara birinci risk faktörüdür.”

Genetik faktörler kanser yaşını etkileyebiliyor
Özkaya, insan ömrünün 150–170 yaşına kadar uzaması halinde, başka hastalıktan ölüm olmazsa kanser gelişiminin kaçınılmaz olabileceğini öngördü.
Ailede kanser öyküsü bulunan bireylerde riskin daha erken yaşlara çekilebildiğini belirten Özkaya, 45 yaş sonrası düzenli sağlık kontrollerinin önemine dikkat çekti.
"Erkeklerde önlenebilir risk daha yüksek"
Kanser türlerine de değinen Özkaya, "Akciğer kanseri büyük oranda sigara ve hava kirliliğiyle ilişkili. Mide kanseri çoğunlukla helicobacter pylori enfeksiyonuna bağlanabiliyor. Rahim ağzı yani serviks kanseri ise neredeyse tamamen insan papilloma virüsünden (HPV) kaynaklanıyor. Bu da bize aşılama ve enfeksiyon kontrolünün ne kadar hayati olduğunu gösteriyor. Verilere baktığımızda erkeklerde yeni kanser vakalarının yüzde 45’i önlenebilir nedenlerle ilişkiliyken, kadınlarda bu oran yüzde 30. Erkeklerde sigara kullanımı tek başına yüzde 23’lük bir paya sahip. Enfeksiyonlar yüzde 9, alkol yüzde 4 oranında etkili. Kadınlarda ise enfeksiyonlar yüzde 11 ile ilk sırada, sigara yüzde 6 ve yüksek vücut kitle indeksi yüzde 3 oranında karşımıza çıkıyor. Bu tablo, yaşam tarzı değişikliklerinin özellikle erkekler açısından çok daha kritik olduğunu gösteriyor. Küresel ölçekte akciğer, mide ve serviks kanserlerinin hem erkeklerde hem kadınlarda önlenebilir kanserlerin neredeyse yarısını oluşturuyor. Bu üç kanser türüne odaklanmak bile milyonlarca insanın hayatını kurtarabilir" ifadelerini kullandı.
"Kanserle mücadelede üç aşama var"
Türkiye’de kanserle mücadelenin üç temel aşamada yürütüldüğünü ifade eden Özkaya, şöyle devam etti:
"Birinci aşama korunma. Sigara ve alkolden uzak durmak, kanserojen maddelere maruziyeti azaltmak, sağlıklı beslenmek ve hareketli bir yaşam sürmekle kansere yakalanma riskimizi ciddi şekilde düşürebiliriz. Risk faktörlerini azalttıkça, kansere yakalanma yaşını ileriye öteleriz. İkinci aşama erken tanıdır. Tarama programları sayesinde kanseri erken evrede yakaladığımızda, çoğu zaman cerrahiyle tamamen tedavi edebiliyoruz. Toplumda ‘kanser bıçak değerse yayılır’ gibi yanlış bir inanış var. Eğer kanser erken evrede yakalanmışsa, ameliyatla tamamen kurtulmak mümkündür. Bu nedenle korkmadan tedavi sürecine girmek gerekir. Sağlık Bakanlığı’na bağlı Sağlıklı Hayat Merkezleri ile KETEM birimleri ücretsiz hizmet veriyor. Vatandaşları tarama programlarına katılmaya davet ediyorum."
"İleri evrede hedefimiz yaşam süresini ve kalitesini artırmak"
Kanserle mücadelenin üçüncü aşamasının ileri evre hastalar olduğunu belirten Dr. Özkaya, sözlerini şöyle tamamladı:
"Maalesef ülkemizde birçok hastaya ileri evrede tanı koyuyoruz. İleri evre kanserlerde olağanüstü bir tedavi yok. Ancak artık genetik analizlerle hastayı kanserle buluşturan moleküler mekanizmaları tespit edebiliyoruz. Hedefe yönelik ve kişiye özel tedavilerle hastalarımızın yaşam süresini uzatabiliyor, yaşam kalitelerini artırabiliyoruz. İleri evrede amacımız hastalığı tamamen yok etmekten çok, onu kontrol altında tutarak hastamıza daha uzun ve konforlu bir yaşam sunmak."



