Altay bugün sadece bir futbol kulübü değil, İzmir'in en önemli spor miraslarından biridir. Ancak ne yazık ki bu miras her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyor.

Kongre yapılıyor, aday çıkmıyor. Kayyum ihtimali konuşuluyor. Takım yeni sezona belirsizlik içinde hazırlanıyor.

Taraftar ise yine aynı soruyu soruyor: Altay'ın ileri gelenleri neyi bekliyor?

Yıllardır bu kulüple adı anılan iş insanları, eski yöneticiler, kanaat önderleri ve camianın etkili isimleri bugün sessiz kalmayı tercih ediyor. Elbette kimsenin tek başına yüz milyonlarca liralık yükü sırtlaması beklenemez. Ancak kimse elini taşın altına koymazsa, 112 yıllık bir çınarın ayakta kalması da mümkün olmaz.

Belki herkes tek başına çözüm olamaz. Ama bir masa kurulabilir. Bir yol haritası hazırlanabilir. Bir kriz yönetimi oluşturulabilir. En azından "Biz buradayız" mesajı verilebilir. Çünkü bugün ihtiyaç duyulan ilk şey para değil, sahiplenme duygusudur.

Altay'ın en büyük kaybı sadece puanlar ya da ligler olmadı. En büyük kaybı, birlikte hareket etme kültürü oldu. Herkes bir başkasının ilk adımı atmasını bekledi. O ilk adım ise bir türlü gelmedi.
Bugün artık bekleme zamanı değil. Çünkü zaman, Altay'ın lehine işlemiyor. Her geçen gün futbolcular gidiyor, belirsizlik büyüyor ve umut biraz daha azalıyor. Kayyum konuşulan bir ortamda hâlâ sessiz kalmak, yarın "Keşke" demekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.
Belki de artık sorulması gereken soru şudur:

Altay'ın ileri gelenleri neyi bekliyor?

Daha büyük bir borcu mu?

Daha büyük bir dağılmayı mı?

Yoksa geri dönüşü olmayan günü mü?

Çünkü bazı kulüpler küme düşerek kaybolmaz. Sahipsiz bırakılarak yok olur.