Deniz, uzaktan bakıldığında sonsuz görünür. Mavi. Sakin. Hatta çoğu zaman huzur verir. Oysa suyun altına inildiğinde bambaşka bir manzarayla karşılaşılır. Gözden uzak olduğu için çoğu zaman fark edilmeyen bu dünyanın sessiz bir sorunu giderek büyüyor. Denizlerin altında biriken atıklar, terk edilmiş av araçları ve plastik kirliliği, ekosistemi görünmez biçimde aşındırıyor.

Bu tablonun en çarpıcı örneklerinden biri, "Hayalet Ağlar" olarak adlandırılan kaybolmuş veya terk edilmiş balıkçı ağlarıdır. İlk bakışta işlevini yitirmiş gibi görünürler. Oysa denizin dibinde yıllarca avlanmayı sürdürürler. Üstelik hiçbir denetim olmadan. Balıklar, deniz kaplumbağaları, yunuslar ve diğer birçok canlı bu ağlara takılarak yaşamını yitirir. Çürüyen canlılar ise yeni canlıları çekerek bu ölüm döngüsünü devam ettirir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın (UNEP) değerlendirmelerine göre her yıl yaklaşık 640 bin ton balıkçılık ekipmanı denizlerde kayboluyor veya terk ediliyor. Bu nedenle hayalet ağlar artık yalnızca bir çevre kirliliği değil, deniz yaşamını sürekli tehdit eden bir güvenlik sorunu olarak da değerlendiriliyor.

Ağlar

Sorun yalnızca ağlarla sınırlı değil. Plastik kirliliği deniz ekosisteminin karşı karşıya olduğu ikinci büyük tehdit olarak öne çıkıyor. UNESCO'nun paylaştığı değerlendirmelere göre her yıl yaklaşık 100 bin deniz memelisi plastik atıklar nedeniyle yaşamını kaybediyor. Denizlere yılda 12 ila 14 milyon ton arasında plastik karıştığı tahmin ediliyor. Bu plastikler tamamen yok olmuyor; zamanla mikroplastiklere ayrışıyor. Gözle görülmeyecek kadar küçülen bu parçacıklar planktonlardan balıklara kadar deniz canlıları tarafından tüketiliyor ve besin zinciri aracılığıyla sonunda insanın sofrasına kadar ulaşıyor. Dolayısıyla denizlerdeki plastik kirliliği yalnızca çevreyi değil, halk sağlığını da ilgilendiren küresel bir mesele haline geliyor.

Türkiye de bu tablonun dışında değil. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak deniz ekosistemindeki bozulmanın etkilerini doğrudan hissediyor. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre yalnızca 2024 yılında denizlerden yaklaşık 1,6 milyon metrekare hayalet ağ çıkarıldı. Bu büyüklük yüzlerce futbol sahasına eşdeğer bir alanı ifade ediyor. Özellikle Marmara Denizi'nin tabanında yıllar içinde biriken ağlar, plastik atıklar ve terk edilmiş balıkçılık ekipmanları, sorunun çoğu zaman gözle görülmeyen boyutunu ortaya koyuyor. Son yıllarda yaşanan müsilaj sorunu da deniz ekosistemindeki bozulmanın tek başına bir neden değil, birikmiş çevresel baskıların sonucu olduğunu gösteriyor.

Deniz ekosistemi zarar gördüğünde bunun etkileri yalnızca çevreyle sınırlı kalmıyor. Balık stokları azalıyor, biyolojik çeşitlilik zayıflıyor, balıkçılık sektörü ekonomik kayıplarla karşılaşıyor ve gıda güvenliği giderek daha kırılgan hale geliyor. Sorun yalnızca denizlerin kirlenmesi değil; ekosistemin doğal işleyişinin yavaş yavaş bozulmasıdır. Bu nedenle denizden çıkarılan her hayalet ağ, aslında zamanında alınmamış bir önlemin sonucunu temsil ediyor. Kalıcı çözüm ise yalnızca temizlik çalışmalarıyla mümkün değil. Sürdürülebilir balıkçılık uygulamalarının yaygınlaştırılması, etkin denetim mekanizmalarının kurulması, geri dönüşüm altyapısının güçlendirilmesi ve çevre bilincinin artırılması birlikte yürütülmesi gereken adımlar arasında yer alıyor.

Denizler yalnızca kıyıları çevreleyen su kütleleri değildir. İklimi düzenleyen, ekonomiyi besleyen, milyonlarca canlıya yaşam alanı sağlayan ve insan yaşamını doğrudan etkileyen büyük bir ekosistemin temel unsurudur. Bu sistem zarar gördüğünde etkileri eninde sonunda kıyıya, sofraya ve insan sağlığına kadar ulaşır. Denizleri korumak, aslında yalnızca doğayı değil, geleceğimizi de korumaktır.

Kaynakça:

-Birleşmiş Milletler, Marine Debris Reports

-UNESCO, Ocean Literacy ve kirlilik verileri

-Tarım ve Orman Bakanlığı, Hayalet Ağ Temizleme Projesi verileri

-Uluslararası Doğa Koruma Birliği, deniz kirliliği raporları

.