İzmir’in Urla ilçesine bağlı Barbaros Köyü’nde, adını ilk kez duyanlar için merak uyandıran yaratıcı bir festival düzenleniyor. Barbaros Oyuk Festivali.

Bu yıl 21-23 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek festival, ilk kez 2016 yılında düzenlenmiş. İlk yıllarda küçük bir fikir olarak başlayan festival, günümüzde Barbaros’un kültürel kimliğinin önemli parçalarından biri haline gelmiş.

Oyuk kelimesi, bu yörede bostan korkuluğu anlamında kullanılıyor. Yani festivalin merkezinde bostan korkulukları var. Burada önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor. Bu bir kukla festivali değil, Oyuk Festivali.

Az çok köy kökeni olanlar bostan korkuluğunun ne işe yaradığını bilir. Tarlaya ya da bostana dikilen, kuşları üründen uzak tutmak için kullanılan bu korkuluklar, bugün Barbaros’ta sanatın ve toplumsal mesajların taşıyıcısına dönüşüyor.

Küçük bir araştırma yaptığımda Amerika ve Avrupa’nın farklı ülkelerinde de korkuluk festivallerinin düzenlendiğini gördüm. Ancak temaları ve amaçları bu festivalle ne kadar benzer, bunu bilemiyorum. Barbaros Oyuk Festivali’nde önemli olan, oyukların sadece festivalin görsel unsuru olmaması; her birinin tarım, üretim, doğa veya toplumsal yaşamla ilgili bir mesaj taşıması. Anlaşılıyor ki asıl amaç yalnızca eğlence değil. Tarımsal kalkınmaya destek olmak, tarımsal üretimin önemine dikkat çekmek, yerel üretimi teşvik etmek ve köy kültürünü yaşatmak festivalin temel amaçları arasında yer alıyor. Tarlalarda ürünleri korumak için kullanılan korkuluklar, festivalle birlikte farklı malzemeler ve tasarımlarla sanat eserlerine dönüşüyor.

Festivalin programı da yalnızca oyuklardan oluşmuyor. 3 gün boyunca sergiler, sanat atölyeleri, resim performansları, çocuk etkinlikleri, tiyatro, halk oyunları, söyleşiler ve konserler düzenleniyor. Çini ve seramik atölyeleri, keçe çalışmaları ve açık hava sineması gibi etkinlikler bu yılki programda yer alıyor.

Festivalin 2026 teması ise “Yazma”. Yazma, Anadolu kültüründe özellikle kadınların kullandığı, el emeği motiflerle şekillenen geleneksel bir başörtüsü olarak da biliniyor. Bu tema, festivalin yerel kültürü, el emeğini ve geleneksel üretimi yaşatma amacıyla da örtüşüyor.

Barbaros Oyuk Festivali’nin dikkat çekici yönlerinden biri de sanatın köy yaşamının içine taşınması. Köy meydanı, sokaklar ve farklı alanlar festivalin sanat mekanlarına dönüşüyor. Köylüler de festivalin yalnızca izleyicisi değil, doğrudan üreticisi. Oyukların hazırlanmasından yerel ürünlerin sergilenmesine, atölyelerden geleneksel etkinliklere kadar köy halkının emeği festivalin temelini oluşturuyor.

İzmir’in kültür-sanat hayatı denildiğinde akla çoğunlukla büyük salonlar, festivaller ve konserler gelir. Açıkçası özellikle köylerde ve küçük yerleşimlerde düzenlenen festival ve etkinliklerin daha fazla öne çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. Sanat sadece salonlarda ve galerilerde değil, sokaklarda, meydanlarda ve köylerde de var. Barbaros Oyuk Festivali de bunun güzel örneklerinden biri. Bir köyün kendi imkanları, emeği ve yaratıcılığıyla ortaya çıkardığı bu festivalin daha geniş kitleler tarafından tanınması gerektiğine inanıyorum.

Bize toprağı, üretimi ve köy kültürünü hatırlatan Barbaros’un oyuklarına ve sanatı hayatın içine taşıyan bu güzel festivale selam olsun.