Yerebatan Sarnıcı, 6. yüzyılda, Doğu Roma İmparatoru I. Justinianus tarafından inşa ettirildi. 80 bin tonluk su kapasitesiyle zamanında durgun bir derya gibi olan tarihi sarnıç, Latincede “Cisterna Basilica” olarak adlandırılıyor. Günümüzde Bazilika Sarnıcı olarak da anılan yapı, suyollarından ve yağmurdan elde edilen suyu, imparatorların ikamet ettiği Büyük Saray ve çevresindeki yapılara dağıtarak yüzyıllar boyunca kentin su ihtiyacını karşıladı. Çok okunan çocuk romanım Medusa’nın Pusulası mekan olarak burayı anlatıyor ve çocuklara Medusa efsanesinin izinden heyecanlı bir macera sunar. Şimdilerde sarnıcın içinde bambaşka sergiler de var.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), bu defa İBB Miras, İBB Kültür ve Çek Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu ortaklığında düzenlenen sıra dışı bir sergiyi Yerebatan Sarnıcı’nda sanatseverlerle buluşturuyor. İBB Miras’ın örnek restorasyonuyla İstanbul’un marka değerlerinden birisine dönüşen Yerebatan Sarnıcı’nda yeraltı, gerçeklik algısı ve yansımalar kavramlarıyla şekillenen “Yeraltının Kapıları – Geçiş ve Yansıma ile Mekâna Dokunma; Vlastimil Beránek” başlıklı görkemli sergi, Çek çağdaş heykeltıraşları Vlastimil Beránek ve Jaroslav Prošek’in eserlerini 1500 yıllık tarihi yapıda bir araya getiriyor. İBB çatısı altında İstanbul’un dünyada önemi giderek artan bir kültürel diplomasi ve evrensel anlayış merkezi olduğu dönemde, serginin küratörlüğünü Dr. Mahir Polat ile Miroslav Kroupa üstleniyor. Sergide suyun içine yerleştirilen kristal heykellere hayat veren cam, saydamlığı ve katılığı ile Yerebatan Sarnıcı’ndaki iki temel malzemeyle, su ve taşla diyalog kuruyor. İBB’nin ev sahipliğini üstlendiği ve İstanbul’da düzenlenmiş en büyük uluslararası kristal heykel sergisi olma özelliğini taşıyan “Yeraltının Kapıları – Geçiş ve Yansıma ile Mekâna Dokunma; Vlastimil Beránek” sergisi, 1 Ağustos’tan itibaren ziyaret edilebilir.

Geçiş ve yansımalarla Yerebatan Sarnıcı’nda salt turistik bir gezinin sınırlarını kaldıran sergi, izleyicileri insanlığın derinliklerine tekrar odaklanmaya; 1500 yıldır Güneş’ten koparılmış, buraya hapsedilmiş Medusa anlatısındaki “human condition/insan olma durumu” üzerine düşünmeye davet ediyor.