Yönetimin dışındayken en büyük demokrat, en ulaşılabilir dost onlardır.

Eleştiri oklarını savururken mangalda kül bırakmazlar ama yönetime gelince, eleştirdikleri düzenin en katı gardiyanlarına dönüşürler.
Yıllarca teşkilatın tozunda kalmış, yönetim listelerine girememiş, dışarıda kaldığı her gün yönetimi "halktan kopuklukla" suçlamış o isimlere bakın. Şimdi birer birer o koltuklardalar. Ve ne acıdır ki; eleştirdikleri her şeyin bugün bizzat faili durumundalar.

Teşkilatların bugün en büyük sıkıntısı ve şikâyeti iletişimsizlik, muhatap bulamama, sesini duyuramama ve aradığı siyasetçiye ulaşama sorunudur.

“Sınanmamış günahın masum siyasetçileri" olan, koltuğun verdiği o sahte güç ile hafızalarını silmiş, onları var eden teşkilatı, birer "istatistik" olarak gören, siyasete ve yönetime yeni girmiş, girdiği gibi unvan kazanmış, hasbelkader başkan yardımcısı olmuş bu sözde siyasetçilere ancak protokollerde, resmi ziyaretlerde rastlarsınız.

Bakan’a Ulaşılır, "Başkan Yardımcısı'na Ulaşılamaz. Şehrin vekili telefonunuza döner, İl Başkanı sizi dinler ancak tek vasfı bir unvandan ibaret olan o "X Biriminden Sorumlu Başkan Yardımcısı'na ulaşmak, imkansıza yakındır.

Ankara’da devletin yükünü omuzlayan bakanlara ulaşmak daha kolayken; şehrin sokaklarında bu "yerel aristokratlara" ulaşamazsınız. Maalesef şu an İl Yönetiminde olan yöneticiler, Bakanlardan daha meşgul, İl Başkanından daha ulaşılmaz bir zırha bürünmüş durumdalar.

Bizzat kendi tecrübemi aktarmak gerekirse; İzmir’in çıkardığı Bakanlar hep ulaşılır oldu. AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı ise olağanüstü bir iletişim dehasıdır. Ankara’da toplantıda bile olsa, mesajla dönüş yapar. Halledilmesi gereken bir durum olduğunda hemen kurmaylarına yönlendirir. İzmir’in çıkardığı Genel Başkan Yardımcısı konumunda olan Eyüp Kadir İnan’da teşkilatın her kademesinde görev aldığı için bu sorunu iyi bilir ve kısa zamanda dönüş yapar. Atilla Kaya ve Şebnem Bursalı’ da ‘’Kardeşim’’ diye dönüş yapması zaten gönülleri fetheder. Ama İl Başkan yardımcılarından bazılarının ısrarla dönmemesi, dönerse bile il başkanlığında maaşlı çalışan personel ile dönmesi, kendilerini karizmatik sanmalarından çok, komik duruma sokuyor.

O yeni gelmiş, siyaseti ve teşkilatları bilmeyen arkadaşlara tavsiyemdir: Teşkilatın tozunu yutmuş insanların ahı, o ulaşılamayan telefonların sinyallerinde saklıdır.
Siyasetin en mide bulandırıcı manzarası ise dün kapı kapı gezip icazet bekleyenlerin, bugün ulaştıkları o küçüklü büyüklü koltuklarda birer "küçük dağları ben yarattım" budalasına dönüşmesidir. Bunun adı siyaset değil, sanıldığı gibi makam hırsıda değil, bir karakter sınavıdır. "Kişinin kimliği, eline güç geçince belli olur. Gerçek siyasetçi, yükseldikçe eğilmeyi bilendir."

Bu, düpedüz bir karakter aşınmasıdır. Dün dışarıdayken "eskiden şöyleydi, böyleydi" diye ahkam kesenlerin, bugün daha beterini yapması bir savrulmadır. Siyaset, ulaşılmaz bir zırha bürünmek değil, ulaşılamayanın sesi olmaktır. Ama görüyoruz ki; bazıları için siyaset, sadece bir "egolarını tatmin etme" aracıymış.
Buradan o ulaşılamaz "efendilere" sesleniyorum, o koltuklar baki değil. Bugün açmadığınız o telefonlar, yarın seçim meydanlarında yüzünüze çarpacak birer sessizlik duvarına dönüşecek.

Ve onlara tüm teşkilatlar adına soruyorum: Siz kimsiniz?
Sizi o koltuklara oturtan bu teşkilatın feraseti değil miydi?
Sizi o makamlara taşıyan, bugün telefonuna bakmadığınız o insanların alın teri değil miydi?
Teşkilatı yok sayanı, teşkilat da günü geldiğinde yok sayar.
Sınanmadığınız günahların masumiyeti bitti. Artık günahlarınızla baş başasınız. Ve emin olun, tarih sizi sadece o "ulaşılamayan kibir kulelerinizle" hatırlayacak.

Not: Bu yazı, bugün ulaştığı makamın ağırlığını taşıyamayıp, kendini halktan ve teşkilattan büyük görenlerin yüzüne tutulmuş bir aynadır.