Sabah uyanıyoruz. Işığı açıyoruz. Telefonu şarja takıyoruz. Çay demliyoruz. İşe gitmek için arabaya ya da otobüse biniyoruz. Gün daha yeni başlarken doğaya bir iz bırakmış oluyoruz. Adı: karbon ayak izi.
Karbon ayak izi kulağa teknik bir terim gibi geliyor ama aslında çok basit. Günlük yaşamımızda yaptığımız her şeyin doğaya bıraktığı yük demek. Kullandığımız enerji, yaktığımız yakıt, satın aldığımız ürünler… Hepsi atmosfere bir miktar sera gazı salıyor. Bu gazlar da dünyanın ısınmasına katkı sağlıyor.
Sorun şu: Bu iz sandığımızdan daha hızlı büyüyor.
Örneğin kısa mesafeye arabayla gitmek, gereksiz yere yanan ışıklar, çöpe atılan yemekler… Hepsi küçük gibi görünse de milyonlarca insan aynı şeyi yaptığında tablo değişiyor. İklim krizi dediğimiz şey de zaten bu küçük alışkanlıkların devasa toplamı.
Ama işin iyi tarafı şu: Çözüm de yine günlük alışkanlıklarda saklı.
Bir gün arabasız gitmek. Daha az israf etmek. İhtiyacımız olmayan ürünü almamak. Elektriği boşa yakmamak. Yerel ürünü tercih etmek. Bunlar büyük fedakârlıklar değil. Sadece küçük farkındalıklar.
Kimse tek başına dünyayı kurtaramaz, doğru. Ama herkes kendi izini küçültebilir. Üstelik bu sadece doğa için değil, çoğu zaman bütçe için de iyi bir şey.
Belki de mesele şudur: Ardımızda ne kadar büyük bir iz bırakacağımız değil, nasıl bir iz bırakacağımız.