Kışın kapıyı çaldığını en iyi mutfak söyler. Tencerede ağır ağır dönen kaşık, buharı yükselen bir çorba ve eve yayılan o tanıdık koku…
Çorba sadece bir yemek değildir; hafızadır, şifadır, çoğu zaman da evin kalp atışıdır. Ama işin ilginci şu: Aynı malzemelerle yapılan iki çorba, neden iki ayrı dünyaya aitmiş gibi tat verir? Cevap, tariften çok “püf noktasında” gizli.
İyi çorbanın sırrı aslında acele etmemekte başlar. Modern mutfağın en büyük hatası hız takıntısı. Oysa çorba sabır ister. İlk adımda yağ ile buluşan soğan, un ya da salça… Eğer yeterince kavrulmamışsa çorba asla derinlik kazanmaz. Unun çiğ kokusu çıkmadan, salça yağda çözülmeden, soğan hafifçe renk almadan eklenen su, lezzeti değil sadece hacmi büyütür. Çorbayı yapan malzeme değil, o ilk birkaç dakikadaki özenli dokunuştur.
Bir başka kritik denge ise sıcak–soğuk meselesidir. Mutfakta en çok yapılan hatalardan biri topaklanan çorbalardır. Oysa mutfak fiziği basittir: sıcak karışıma sıcak değil, soğuk eklenir; soğuk terbiyeye ise sıcak sıvı azar azar katılır. Bu küçük teknik bilgi, ev çorbasını amatörlükten profesyonelliğe taşır.
Lezzetin omurgası ise sudur. Evet, su. Ama sıradan su değil. Etin, tavuğun ya da sebzenin ruhunu taşıyan bir su. Ev yapımı et suyu ya da tavuk suyu kullanılan bir çorba ile musluk suyuyla yapılan arasındaki fark, siyah-beyaz ile renkli yayın arasındaki fark kadar belirgindir. Derinlik buradan gelir.
Baharat konusu da ayrı bir incelik taşır. Erken atılan tuz ve baharat çoğu zaman yanıltır. Çorba kaynadıkça yoğunlaşır, tadı değişir. Son ayar her zaman finale yakın yapılmalıdır. Usta aşçıların “son dokunuş” dediği şey tam da budur.
Bir de ateş meselesi var. Çorba kaynamalı ama coşmamalı. Sessiz, derinden, ağır ağır… Fokurdayan değil, mırıldanan çorba makbuldür. Çünkü yüksek ateş aromayı kaçırır, malzemeyi yorar.
Son dokunuşlar ise çorbayı yemekten deneyime dönüştürür: Üzerine gezdirilen tereyağlı naneli sos, birkaç damla limon, en sonda eklenen küçük bir tereyağı parçası… Ve en önemlisi kısa bir dinlenme. Altı kapandıktan sonra bekleyen çorba toparlanır, karakter kazanır.
Belki de çorbayı özel yapan tam olarak budur: Aceleyi sevmez. Ölçüden çok sezgi ister. Tariften çok dikkat bekler. Kaşıkta sadece lezzet değil, emek taşır.
İyi çorba, iyi yazı gibidir. Temeli sağlam olacak, ateşi dengeli olacak ve en önemlisi, son cümlesi akılda kalacaktır.