Yaz geldi mi mutfağın dili değişir. Tencere kenara çekilir, kavurma susar, fırın unutulur. Yerini soğuk tabaklar, çıtır yeşillikler ve karpuz gibi yazın en şeker misafiri alır. Ama bu kez o bildiğimiz üçgen dilim karpuzdan değil, sofrada giderek yükselen bir yıldızdan bahsetmek istiyorum: Karpuz salatası.

Eskiden karpuz sadece beyaz peynirle yan yana konur, öğle sıcağında çatalla iki lokma alınırdı. Şimdi ise karpuz bir yemeğe dönüştü. Hem de öyle sıradan değil, gastronomi diliyle konuşan, yaz sofralarına zarafet getiren bir yemek. Tabağa girdiği an ferahlık vaat eden bir salata.

İlk bakışta "karpuzdan salata mı olurmuş?" diyenlere haksız da diyemem. Ama denediğinizde fark ediyorsunuz: o tatlı-soğuk karpuzun yanına, biraz tuzlu peynir, birkaç nane yaprağı ve narince bir zeytinyağı damlası geldi mi, ağızda bir şiir başlıyor.

Bu kadar basit, bu kadar rafine.

Salatanın en güzel yanı, kişiselleştirilebilir olması. Kimisi hellimle yakıştırır karpuzu, kimi lorla. Bazısı salatalık ekler, kimisi ince doğranmış kırmızı soğan. Acı sevenler birkaç pul biber serpiştirir üzerine. Bazen de birkaç damla nar ekşisiyle Ege’nin yaz meltemi kondurulur tabaklara.

Karpuz salatası, sadece bir tat değil; bir ruh hâli. Ağır yemeklerden kaçan, mutfağın telaşsız tarafını arayanların ortak dili. Hafifliğin, doğallığın, biraz da mutfakta oyunun peşinde olanların tercihi.

Karpuzun salataya dönüşmesi aslında hayatın hızla değiştiğini de gösteriyor. Sofralar sadeleşiyor, hafifliyoruz. Artık yemekle değil, yediklerimizle anılar kurmak istiyoruz. Ve belki de yaz denen şey, biraz da bu hafif ama unutulmaz tatlarda gizli.

Yani bir yaz günü, öğle vakti, gölgede bir masa… Ve üstünde naneli, peynirli, soğuk karpuz salatası. İnsana yaşadığını hissettiren küçük büyük bir mutluluk.

Ne dersiniz, siz hâlâ karpuzu sadece dilim mi yiyorsunuz?