Bir siyasal parti, liderliği, tarihsel mirası, ideolojisi, söylemi, kimliği, toplumsal tabanı, örgütsel yapısı, kadrolarının niteliği, seçmenlerle ilişki kurma biçimi, üyelik yapısı, örgütlü toplum kesimleriyle ilişkisinin derecesi gibi pek çok bileşenin oluşturduğu ve içinde faaliyette bulunduğu tarihsel-toplumsal koşullarla etkileşim halinde olan karmaşık bir bütündür.

Cumhuriyet Halk Partisi’ni tarihsel olarak İnönü’den, Ecevit’e, Deniz Baykal'dan Muharrem İnce'ye, Kılıçdaroğlu’ndan Özgür Özel’e kadar farklı siyasi damarları bünyesinde barındıran bir parti olarak karşımıza çıkıyor.

1.CHP : Cumhuriyet Halk Partisi kurtuluş savaşının oluşturduğu koşullarda hayat bulmuş, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin bir siyasal parti şeklinde devamı olarak Halk Fırkası adıyla 9 Eylül 1923 tarihinde Mustafa Kemal tarafından kurulmuştur. CHP ilk kurulduğu dönemde Halk Fırkasını ismini benimsemiştir. Cumhuriyet’in ilanından sonra, yani 10 Kasım 1924’te partinin adı Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirilmiştir.1935 yılında toplanan Dördüncü Büyük Kongre’de ise fırka sözcüğü yerini parti sözcüğüne bırakmış ve Cumhuriyet Halk Partisi adı kabul edilmiştir. CHP 1923 yılından 1950 yılına kadar 27 yıl boyunca hükümet partisi olarak görev yapmıştır.

2.CHP : 14 Mayıs 1950’de yapılan genel seçimlerde Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte on yıllık bir süre boyunca parlamentoda muhalefet partisi olarak yerini almıştır. 27 Mayıs 1960 askeri darbesini izleyen 1961 ile 1965 yılları arasındaki süreçte ise İsmet İnönü’nün başbakanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinin ortağı olmuştur. 1960 yıllarda Türkiye’nin siyasal ve toplumsal yapısı yeni bir boyut kazanmıştır. Gerek 1961 Anayasası’nın getirdiği düzenlemeler gerekse de işçi sınıfının belirginleşmesi Türk siyasetini sola açmıştır. Bu duruma kayıtsız kalamayan CHP siyasal yelpazedeki konumunu 1960’ların ortalarından itibaren ortanın solunda tanımlamıştır.

3.CHP : İsmet İnönü ilk önce muhtırayı demokrasiyle bağdaştırmadığını ifade etmesine mukabil yirmi dört saat geçtikten sonra silahlı kuvvetlerin önerdiği reformları yerine getirmek üzere Nihat Erim’in başbakanlığında kurulacak hükümeti destekleme kararı almıştır. Böylece CHP, AP ile aynı noktada buluşmuştur. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün aldığı bu karar CHP içinde yeni bir siyasi krizin fitilini ateşlemiştir. Ortanın solu siyasetinin önemli temsilcilerinden biri ve partinin genel sekreteri olan Bülent Ecevit, CHP’nin yeni kabineye bakan vermesine karşı çıkarak görevinden istifa etmiştir. CHP Merkez Yönetim Kurulu üzerinde mutlak bir egemenliği bulunan Ecevit, tarihsel önder İnönü’yle bir yol ayrımına gelmiştir. Yaşanan bir dizi gelişmenin neticesinde 5 Mayıs 1972 tarihinde toplanan Cumhuriyet Halk Partisi Beşinci Olağanüstü Kurultayı’nın sonunda İsmet İnönü 34 yıl boyunca aralıksız sürdürdüğü CHP Genel Başkanlığı görevinden istifa etmiştir. CHP’nin yeni genel başkanını seçmek üzere toplanan Kurultay’da partinin eski Genel Sekreteri Bülent Ecevit, CHP’nin Atatürk ve İnönü’den sonraki genel başkanı olmuştur. Bülent Ecevit ve arkadaşları CHP’yi sola açmış, “işçi, köylü ve küçük memurlara hitap” eder bir parti hâline dönüştürmüştür. CHP’yi egemen sınıflar için “iktidar alternatifi olmaktan” çıkarmışlardır. Böylece Ecevit, çeşitli çevreler açısından “istenmeyen adam” olarak ilan edilmiştir.

O tarihlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan yoktu ama CHP içinde yaşanan bu büyük tartışmayı değerlendiren Cumhuriyet gazetesinden Cihad Baban, Bülent Ecevit’i hedef almıştır. Baban’a göre Ecevit, kendi partisi dışındaki sol tabana hitap edebilmek için parti içinden ve dışından belirli çevrelerin “uydusu” olmuştur. Söz konusu kesimler Ecevit’i “geri dönülmeyecek tehlikeli bölgelere” doğru sürüklemiştir.

4.CHP : 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrası kapatılan Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerine kurulmuş olan Halkçı Parti’den memnun olmayanların yoğun ısrarları sonucu ülkedeki sosyal demokratları toparlamak amacıyla siyasete atılan Erdal İnönü, 1983 yılında Sosyal Demokrasi Partisi’ni (SODEP) kurmuş ve bu partiyi 1985 yılında Halkçı Parti’yle birleştirerek Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin (SHP) ortaya çıkmasına önayak olmuştur.

5.CHP :Baykal’ın 2000’li yıllar boyunca inşa ettiği CHP’nin kökleri 1990’ların ikinci yarısında Türkiye siyasetinde meydana gelen gelişmelerle doğrudan bağlantılıdır. Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) geçmişiyle araya mesafe konmaya çalışılmış, sol ve sosyal demokrasiden çok, CHP adına vurgu yapılmış ve lider ön plana çıkarılmıştır. Laiklik ve milliyetçilik ayakları ağır basan bir Atatürkçülük ideolojisi parti kimliğinin temel unsuru haline gelmiştir.Laiklik ve Atatürkçülük savunusu yaparken, siyasal İslam’ın % 20 civarındaki seçmen desteğinin dışında kalan % 80’lik seçmen kitlesi içinden sağlayacağı destekle iktidar olmayı tasarlıyordu.
Baykal CHP’si, reel sorunlara çözüm üretemeyen, devlet odaklı, farklı toplum kesimlerini dışlayıcı, kimliğini rejimi koruma misyonuyla tanımlayan ve zaman zaman milliyetçi öncelikleri ağır basan bir parti haline geldi.

6.CHP : CHP’nin yenilenmesi açısından Baykal’ın liderlikten ayrılması partide söylemsel bir değişim imkânına işaret ediyordu. Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasından itibaren CHP’nin söylemlerindeki eğişim belirgin bir biçimde gözlemlenmeye başladı.Türban meselesi, genel af konusu, hatta Cumhurbaşkanının verdiği 29 Ekim resepsiyonuna katılıp katılmama meselesi bile parti içinde önemli tepkilerin ortaya çıkmasına yol açtı. Tabandan gelen ve genel başkanın temsil ettiği değişim talebi ile parti örgütü içinde Önder Sav’da vücut bulan direnç arasındaki gerilim, Cumhuriyet Başsavcılığının parti tüzüğündeki Merkez Yürütme Kurulu ile ilgili maddenin uygulanması yönündeki uyarısıyla değişim yanlıları için bir fırsata dönüştü ve böylelikle Sav ekibi parti yönetiminden tasfiye edilmiş oldu. 15. Olağanüstü Kurultay ise Kılıçdaroğlu’nun 2011 seçimleri öncesi parti içi iktidarını pekiştirerek kamuoyuna değişim konusunda açık iradesini ortaya koymuş bir parti görüntüsü vermesini sağladı.

7.CHP : Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu cephesinde ise tek amaç Erdoğan’ı devirmek.Bunun için Özel açıkça ‘’BİZ JÖN TÜRKLERİZ’’ dedi. İmamoğlu ise cop-paste yöntemi ile; Camide Kuran-ı Kerim okuyarak, hatiplik yaparak tarih-i tekerrürü oluşturmak istiyor. Bir tek slogan olarak ‘’BU ŞARKI BURADA BİTMEZ’’ demediği kaldı. Öyle ki; gerek İmamoğlu gerekse Mansur Yavaş aslında sağ kökenli ve asla saydığımız bu 6 CHP ile uyuşma sorunu yaşayan siyasetçiler. Öyleyse yeni bir sistem ile 7.CHP’yi oluşturmak için kıvılcım gerekli idi aynı ‘’GELENEKÇİLER’’ ve ‘’GÖRENEKÇİLER’’ gibi ayrılıp bir parti kurulacağı aşikar. Acaba bu parti merkez sağımı, solun ortasını mı yoksa sosyal demokratlığı mı esas alacak o önemli.

1994 Yerel Seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığını kazandığı seçim sonuçlarına göre özetleyip yazımıza burada son veriyoruz.

Refah Partisi – Recep Tayyip Erdoğan: Yüzde 25,19
Anavatan Partisi – İlhan Kesici: Yüzde 22,14
Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) Zülfü Livaneli: Yüzde 20.3
Doğru Yol Partisi – Bedrettin Dalan: Yüzde 15,46
Demokratik Sol Parti – Necdet Özkan: Yüzde 12,38
CHP – Ertuğrul Günay: Yüzde 1,87

SORU : Erdoğan’ı İstanbul seçimlerini kıl payı kazandığında, Zülfü Livaneli’yi desteklemeyen DSP ve CHP acaba yaptığını unuttu mu?
SONUÇ 1 : CHP sol bir parti değildir ancak CHP’nin sol olarak yorumlanmasının nedenlerinden biri Türkiye’nin siyasal yelpazesinde sol değerleri temsil eden ve işçi-emekçi sınıf tarafından desteklenen kitlesel bir sol partinin bulunmadığı için CHP ikame soldur.
SONUÇ 2 :Bir partinin liderinin değişimi, partinin kapsamlı bir dönüşüm geçirmesi için yeterli olmaz ve partinin tarihsel mirasının ya da sosyolojik gerçekliğinin, partinin yenilenmesi yönünde aşılmaz değildir.
SONUÇ 3 :80 sonrasında yaşanan SODEP ve SHP deneyimlerinin de CHP geleneğinin ideolojik yenilenme çabaları olarak dikkatle incelenmesi gerekir