Bir toplumun gelişmişlik düzeyini görmek istiyorsak, sanatına ve sanatçısına verdiği değere bakmamız gerekiyor.

Sanat özgürdür.

Sanat kusursuz değildir.

Sanat fark yaratmaktır.

Güzel İzmir'imin ruhu gibi aynı.

Sanatla uğraşan insanlar dünyayı sıradan kalıplarla görmez, rengarenk ve farklı bir bakış açısına sahip olurlar. Doğuştan gelen bir ruh bu. Sonradan öğrenilen ya da başka birinin, sanatçının işinin üzerinde dikte edebileceği bir durum değil. Para pul da değil mesele, o özgür ortam yoksa sanatçı da yok olur gider.

Eskiden büyüklerimiz "Sanatçı olma, aç kalırsın" derlerdi ya;

Sırtına semer vurdurmaz gerçek sanatçı. Bu aç kalma meselesi de bu aslında.

Öyle mesaili bir meslek de değil çünkü. Gün bitince kapanmaz kapılar.

Gece gündüz devam eden bir yaşam biçimi hücrelerine kadar işlemiştir bir kere.

Popüler kültür ürünleri oluşturup pazarlamak değil mevzu bahis olan. Gerçek sanattan bahsediyorum, hani şu tanımı da anlamı da unutulan…

Sanatçı ruhuyla dünyaya gelen nice çocuklarımız var. Onlara da yol göstermek sanat eğitmenlerinin işi.

Yine o ruhuna ket vurulamayanlardan.

Kültür ve sanatın gerçek anlamda gelişebilmesi için yalnızca etkinliklerin varlığı yeterli değil. Asıl mesele, bu etkinlikleri ortaya çıkaran sanatçılara ve sanat eğitmenlerine oluşturulan özgür alanlar ve verilen değerdir.

Günümüzde birçok kurum, kültür ve sanata destek verdiğini ifade ediyor. Belediyeler, özel şirketler, vakıflar ve eğitim kurumları yıl boyunca çeşitli organizasyonlar gerçekleştiriyor. Sosyal medya paylaşımlarında sanatın önemi vurgulanıyor. Ancak uygulamaya baktığımızda zaman zaman farklı tablolarla da karşılaşabiliyoruz.

Sanat, kalıpların içine hapsedildiğinde büyüsünü kaybediyor.

Sanatçıya yalnızca görev verilip fikir sorulmadığında, üretim süreçlerine dahil edilmediğinde ya da despotizm ile bastırılmaya çalışıldığında, sonuç sıradan bir uygulamanın ötesine gidemiyor.

Bu durum özellikle eğitim kurumlarında daha belirgin hissedilebiliyor.

Okullar, çocukların akademik gelişimlerinin yanında sanatsal gelişimlerini de desteklemekle yükümlüdür. Oysa zaman zaman sanat dersleri ve sanat eğitmenleri eğitim sisteminin merkezinde değil, kenarında konumlandırılabiliyor, hatta ne ilginç ki, kimi zaman uzman olduğu alanda söz hakkı bile verilmiyor.

Fikirlerin önemsenmediği, ket vurulmaya çalışıldığı yerde yaratıcılık zayıflar. Yaratıcılığın zayıfladığı yerde ise sanat yalnızca taklit bir vitrin süsüne dönüşür.

Sorulması gereken soru şu olabilir. Sanatı sevdiğimizi söylüyoruz.

Peki bunda samimi olduğumuza inanıyor muyuz? Davranışlarımız söylemlerimizi destekliyor mu? Yoksa bu, süslü, sahte bir cümleden mi ibaret?

Yaklaşık 25 yıldır müzik ve medya dünyasının içinde yer alan biri olarak, bundan sonraki yazılarımda kültür ve sanatın yalnızca sahnede görünen kısmını değil, perde arkasındaki emekleri, sorunları, başarıları ve çoğu zaman duyulmayan sesleri de sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Güzel İzmirim…

Bu kentin sanata, sanatçıya ve özgür düşünceye verdiği değerin, kent karakterinin önemli parçalarından olduğuna inanıyorum. İzmir ruhunun, sanatta yükselerek ilerlemesi, ülkemizde ve dünyada başarılı sanatçıların yetişmesine katkı sağlayan örnek bir kent olarak varlığını sürdürmesi dileğiyle…