Bir çocuğunuz dünyaya geliyor. Bir süre sonra çocuğunuzun otizm spektrumunda olduğunu, Asperger özellikleri gösterdiğini ya da farklı bir özel gereksinimi olduğunu öğreniyorsunuz. Eğer hayatınızda böyle bir deneyim yoksa, o güne kadar fark etmediğiniz bambaşka bir dünyanın kapısı aralanıyor sizin için.
Artık yalnızca anne veya baba değilsiniz. Çocuğunuzun gelişimi için mücadele eden, onun yanında dimdik duran ve çoğu zaman toplumun önyargılarıyla da mücadele etmek zorunda kalan bir ebeveynsiniz.
Bu aileler benim gözümde gerçek kahramanlar. Ne kadar emek verdiklerini biliyorum. Yazımın başında öncelikle, çocukları için büyük bir sevgi ve sabırla mücadele eden tüm aileleri yürekten kutlamak istiyorum.
Otizm ve Asperger başta olmak üzere farklı özel gereksinimleri olan çocuklar, dünyayı algılama, öğrenme, iletişim kurma ve kendilerini ifade etme biçimlerinde farklılıklar gösterebilir. Doğru destekle bu farklılıklar güçlü yönlere dönüşebilir.
Çocuklarımızın potansiyellerini ortaya çıkarmak toplum olarak hepimizin görevi.
Toplum dediğimiz şey aslında biziz. Değişim de yine bizlerle başlayacak.
Müzik ise bu değişimin en güçlü araçlarından biri.
Üstelik mucizevi bir güce sahip.
Sıradışı Çocuklar:
İzmir’de bu değişimi başaran çok kıymetli bir oluşum var: Sıradışı Çocuklar.
Kurucusu değerli müzisyen Tuğrul Öztürk.
Tuğrul Öztürk’ü uzun yıllardır tanırım. Çok iyi bir müzisyendir. Özellikle klasik gitar eserlerini büyük bir ustalıkla yorumlar.
Yıllar sonra karşıma Sıradışı Çocuklar çıktığında ise iyi bir müzisyenin yalnızca eserleriyle değil, dokunduğu hayatlarla da nasıl iz bırakabileceğini düşündüm. Böylesine önemli bir projeyi hayata geçirmek ve bu yolda kararlılıkla yürümek gerçekten takdire değer.
Müzik; odaklanmayı, iletişim kurmayı, birlikte hareket edebilmeyi, sorumluluk almayı ve kendine güvenmeyi de öğretiyor. Belki de en önemlisi, çocukların “Ben de yapabiliyorum.” duygusunu yaşayabilmelerini sağlıyor.
Sahnede gördüğümüz şey ise yalnızca bir konser değil. Farklı özel gereksinimleri olan çocukların aynı sahneyi paylaşabilmesi, aynı ritimde buluşabilmesi ve birlikte üretmenin heyecanını yaşayabilmesi; aylarca süren emeğin karşılığı. Gözlerindeki mutluluk, kendilerine duydukları güven ve ortaya koydukları performans bunun en güzel göstergesi.
Belki bu çocuklarımızın arasından müzik alanında çok önemli başarılara imza atacak sanatçılar çıkacak.
Belki albümler çıkaracaklar.
Belki ülkemizi ulusal ve uluslararası sahnelerde temsil edecekler.
Neden olmasın?
Tuğrul Öztürk’ün bir röportajında altını özellikle çizdiği çok önemli bir nokta vardı: Eşitlik.
Toplumumuzda özel gereksinimli bireylere çoğu zaman bir lütuf ya da yardım anlayışıyla yaklaşılıyor. Oysa onların ihtiyacı lütuf değil; emeklerinin görülmesi, ürettikleri sanatın hak ettiği karşılığı bulması ve toplumun içinde eşit bireyler olarak var olabilmeleri.
Hayatı birlikte paylaşıyoruz. Bunu artık hepimizin öğrenmesi gerekiyor.
Eşitlik, aynı olmak değildir.
Eşitlik; herkese kendi potansiyelini gerçekleştirebilmesi için fırsat sunabilmektir.
Özel gereksinimli çocuklarımızın gittikleri konserlerde, festivallerde ya da sanat projelerinde “yardım edilen” bireyler olarak değil; emek veren, üreten ve sanatın içinde hak ettikleri yeri alan sanatçılar olarak görülmeleri gerekir.
Sıradışı Çocuklar’ın çalışmalarını ve konser takvimini takip etmenizi öneririm.
Sanatın dönüştürücü gücüne, emeğe ve umuda hep birlikte tanıklık edelim.
Bu vesileyle; Sıradışı Çocuklar’ın kurucusu Tuğrul Öztürk’ü, değerli ekibini, emek veren aileleri ve yüreklerini sahneye koyan tüm çocukları içtenlikle kutluyorum.
İyi ki varsınız, Sıradışı Çocuklar.
Yolunuz açık, alkışınız bol olsun.