Aktif siyaseti bıraktığım senelerde tanıştım kendisi ile. Hayatımda ilk kez Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bu kadar yakın çalışan, Ankara’dakilerin ‘’Reisin gölgesi’’ sıfatını taktığı, dile kolay 20 sene beraber çalışıp, ülke içi, ülke dışı tüm programlara eksiksiz katılan, Cumhurbaşkanının fizyoterapisti, hatta Sayın Cumhurbaşkanının yanında eşofman ile olabilecek kadar yakın birisi olan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Ahmet Çotuk’u yazdım bu hafta.
Bir köşeye sığmayacak kadar derin ama çevresindekilere karşı bir o kadar ve mütevazi bir bürokratı yazmakta boynumun borcu diye düşündüm. Aktif görevdeyken belki hoş karşılanmaz diye hep tehir etsem de, affına sığınarak bir şeyler karalamak istedim.
Başta dediğim gibi, AK Parti’de yönetim kurullarında görev yaptığım ama şimdilerde başka partilere giden, ihraç olan yöneticilerin tavırlarına karşı aktif siyaseti bıraktığım senelerdi. Kendini kas dağında gören, telefon ve mesajlara cevap vermeyen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aksine siyaset yapan, pirincin içindeki o beyaz taşlara karşı önümde 2 yol vardı : 1.si ; onları pirincin içinden tek tek temizlemek ya da uzaklaşmak. Ben kolay olanı seçtim ve bıraktım.
O yıllarda bir iş gezisi için Ankara’daydım. Bazı dostlar vasıtasıyla (ismini ve makamını görevde olduğu için veremeyeceğim) , külliye ziyaretinde kendisi ile tanıştık. Daha ilk dakikada o hissi alıyorsunuz. Bazı insanlar vardır; konuşmaya başlamadan önce bile karakterleri hissedilir. Ahmet Çotuk da onlardan biriydi. Yüzündeki samimiyet, insanı rahatlatan tavrı ve karşısındakine gerçekten değer verdiğini hissettiren yaklaşımı daha ilk dakikalarda fark ediliyordu. Uzun yıllar güçlü bir liderin yanında bulunmuş olmasına rağmen, o gücün gölgesinde kibir değil tevazu büyütmüştü. Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında yetişmek, konuşma ve davranışlarında o liderin kitleleri nasıl harekete geçirip ülkenin %50’sinden oy alabilen adanmışlık ruhunu bir minyatür haline getirmişler ve adına Ahmet Çotuk demişler. Ahmet Çotuk’un tavırlarında gördüğüm şey tam olarak buydu. Gösterişsiz ama etkili, sessiz ama güçlü bir örneklik...
Öyle ki yakın çevresi, çalışma arkadaşları, Bakanlar ve milletvekilleri de kendisini çok sevip, saygı duyduğunu bir Çorum mitinginde gördüm. Ahmet Çotuk bizi seçim otobüsünde dostlarım diye tanıttığında o sırada köpük tabldotta yemek yiyen ; şimdinin MİT müsteşarı İbrahim Kalın, Mustafa Varank ve dönemin bakanları da vardı. Açıkçası İzmir’de il yöneticilerinin, ilçe başkanlarının o kibirli, o göz göze geldiğinde görmezden geldikleri tavırları görünce açıkçası çok bir sıcak karşılama beklemedim. Ama bir anda herkesin ayağa kalkması, yemeklerine ara verip hem de buyur ederek ısrarcı olmalarını görünce şoka girdim. Makamlar çok büyüktü ama gönüller o kadar alçaktı ki gönüllerimizi fethetmişlerdi. Zaten o gaz ve heyecan ile tekrar siyasete dönüp bir 5 yıl kadar siyaset yaptım. Ahmet Çotuk bize sadece lisanı haliyle öyle bir örnek olmuştu ki, sosyoloji derslerine konu olur. İşte o zaman anlıyorsunuz bir liderin kadrosunun bile iyi olması gerektiğini. Makamların büyüklüğü ile gönüllerin alçaklığı arasındaki o muazzam tezat, içimdeki soğumuş külü yeniden ateşledi.
Son genel seçimlerde Ankara’dan milletvekili adayı olduğunu öğrenince arkadaşlarımla birlikte kendisine karınca misali destek olmak için seçim çalışmalarından 1 gününe eşlik ettik. O tempo, o vatandaş ile hasbihal edişi, samimiyeti, ayak üstü küskün ve kırgınları yeniden toparlayıp kazanmasına şahit olduk. Daha önce ‘’Bir liderin doğuşu’’ kitabında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nasıl en alttan en yukarı milletiyle çıktığını anlattığı bu kitabın fragmanını Ahmet Çotuk’un seçim programında bizzat görmüş oldum. Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yolculuğunu yakından izlemiş, onun milletle kurduğu bağı adeta yaşayarak öğrenmişti Ahmet Çotuk. İnsanlarla konuşurken kullandığı dilde, vatandaşın elini sıkarken gösterdiği içtenlikte ve gözlerinin içine bakarak dinleme biçiminde bu okulun izlerini görmek mümkündü.
Bir köşeye sığdırılması imkansız bir birikimin, sadakatin ve mütevazılığın adıdır Ahmet Çotuk. Ne makamın ağırlığı altında ezilen ne de o ağırlığı başkalarına hissettiren, gölgede durmayı bilip etrafına ışık saçan gerçek bir devlet adamı portresi. Bugün Ahmet Çotuk’u anlatırken aklıma ilk gelen şey makamı, unvanı ya da görevleri değil; geride bıraktığı insani izler oluyor. Çünkü bazı insanlar bulundukları koltuklarla değil, dokundukları hayatlarla hatırlanır. Ve bazı isimler vardır ki, onları anlatırken başarılarından önce karakterlerinden söz etmek gerekir. Benim zihnimde Ahmet Çotuk, uzun yıllar devletin en kritik noktalarında görev yapmış bir bürokrattan çok daha fazlası olarak yer etti: Gücü tevazuyla taşımanın, makamı insanlığın önüne koymamanın ve insan kazanmanın ne demek olduğunu gösteren yaşayan bir örnek olarak...