Kokluca’ya girdiğiniz zaman çıkması çok zaman alıyor. Burası adeta İttihat Terakki ve Teşkilatı Mahsusanın merkezi gibi. Artık mahkemeler bitmiş, Kemeraltı ve Konak’tan sonraki durak artık Kokluca’ydı.

İdam cezalarında idam edilen kişilerin teşhir edilmemesi esastır.Fakat infaz işlemi tamamlandıktan sonra cesetler öğleden evvel saat 10’a kadar idam sehpalarında kaldı. Konak ve Kemeraltı’nda sergilenene cansız bedenler, saat 10’dan sonra cesetler arabalara yüklenerek Karantina’daki Merkez Hastanesi'ne götürüldü. Üzerlerindeki eşyalar alındıktan sonra Kokluca Mezarlığı’na getirildi.

Canbulat’a 2 yazımızda çok yer vermemin nedeni; sırlarıyla, planlarıyla, her şeye muhalefetiyle, belki de çözümlenmesi en zor kişiliklerden birisi olmasıdır. En karanlıkta kalan hikayesi ise Macedonia Rizorta Locasına kayıtlı olmasıydı.Talat Bey, Mithat Şükrü Bey, Rahmi Bey ve Cemal Bey ile Macedonia Rizorta Locasına dahil olan Canbulat’ın bağlı olduğu locanın üstadı Emanuel Karasso olması sanırım kayıp parçaları birleştirmenize yaramıştır.

Canbulat’ın savunmasında en dikkat çeken kısmı ise : ‘’Vahdettin’in öldürülmesi teklifini bile reddettiğimi Gazi Paşa’nın kendisi bilir. Suikast fikrine karşı olduğuma tanık olarak Gazi Paşa’yı gösteriyorum.’’ İfadesiydi ama üstünde durulmadı.

Rıza Nur’un hatıralarında bahsettiği “Belki mektepte okumuş ilk Türkçülerden birisi.’’ Dediği Teşkilatı Mahsusadan Halis Turgut’a rastladım burada. 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında Sivas kongre esnasında, Ali Galib’in Kongreyi basma tehlikesine karşı silahlı adamlarıyla ilde tedbirler alarak bu tehdidin etkisizleştirilmesine katkıda bulunan Halis Turgut, çok adamı olduğu için aslında bir nevi tehlikeydi yeni rejime. Konak meydanının denize yakın tramvay durağı önünde, üç ayaklı darağacında asılarak buraya gelmişti.Oğlu Orhan’a yazdığı notta siyasetle uğraşmamasını öğütlemiştir. İdamı öncesi son sözü: “Ben ölüyorum ama fikrim ölmez. Yaşasın Türklük!” olmuştur.

Koklucada bir Arif var mesela, Ayıcı Arif. Cephedeki çadırında ayı beslediği için bu lakabı almış, 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Bandırma Vapuru'yla Samsun'a çıkan 19 kişiden biri olan, Mustafa Kemal Paşa’nın okul ve silah arkadaşı Mehmet Arif. Öyle ki; benzerliğinden dolayı paşanın dublörlüğünü yaptığı rivayetleri vardır. Ayıcı Arif bu mektubunda “Yirmi senelik arkadaşınızım. Birçok meydan muharebelerinde size fedakarane hizmet ettim. Ölüme yaklaştığım dakikalarda beni affettiğinizden eminim.” Sehpaya getirildiği zaman bile “Rica ederim. Gazi’den cevap gelinceye kadar beni bekletiniz. Ben Gazi’nin 20 senelik arkadaşıyım. Paşa’dan cevap gelecek. Beş dakika daha bekleyelim.” gibi sözleri tekrar etti.

Kaderin adalet ettiği bir Cavid Bey var mesela. Avrupalıların, ‘Türkiye’de rakamlardan anlayan tek adam’ dediği, Ankara’nın iktisadî merkezi İş Bankası’nın rakibi olan İstanbul merkezli İtibar-ı Milli Bankası’nın reisi olan, İttihatçıların gözünde, M. Kemal’e rakip olabilecek tek kişiydi. İşin en enterasan kısmı ise Sabataycıların da başı olmasıdır. Cavid Bey için, Sabataycılar, asılmaması için Fransız reisicumhurundan, Baron Rothschild’e kadar bir çok müracaatlar da bulundular.Fransa parlamentosu, idamın infazı üzerine, ‘Dünya çapında bir maliyeciyi kaybettik’ diyerek saygı duruşunda bulundu. Kılıç Ali'nin oğlu Altemur Kılıç, babasından naklettiği bilgiye göre : M. Kemal’in sonradan, ‘Üç şeye pişmanım: Cavid’i astırdığıma; evlendiğime; Ankara’yı başşehir yaptığıma’ dediği söylenir. Hür ve Kabul edilmiş masonların web sitesinde ismi güncelliğini korumaktadır. Lozan’ı imzalayan ekiptendir.

Benim kanaatime göre İzmir suikastının planlayıcısı, komployu kuran ve finans eden Cavid bey’dir. Ve İnönü ile birlikte gizlice hareket etmekteydi. İstiklal mahkemeleri ile ilgili gelişmeleri İsmet İnönü’nün takip etmesi, Mustafa Kemal’in ‘’Kılıç Ali bunları asacak galiba’’ demesi bana bu işlerin içerisinde İsmet İnönü’nün olduğu ve 2.adam olarak Gazi’nin etrafını boşaltarak, kendi dönemini hazırlaması yatıyordu.

400 kişilik kendi ekibi olan ve Zeybek kıyafetleri ile savaşan Sarı Efe Edip Bey var mesela; suikastçilerin içine TBMM Başkanı Kazım Özalp tarafından hükûmetin ajanı olarak yerleştirilmiş ama sonra nasıl olduysa asılmaktan kurtulamayan, İttihat Terakki’nin “Fedai Zabitan” adı verilen tetikçi grubunda aktif olarak görev alıp bir çok faili meçhulde yer alan bir komutanında Balkanlarda başlayan hikayesi, Cumhuriyet Dönemi’nin ünlü celladı Ali Ağı tarafından Kemeraltı 2.Beylerde asılarak Koklucada bitmişti. Tarık Zafer Tunaya kitabında “Fedailik, İttihatçılık karakterinin en uç noktasıydı. İttihat ve Terakki’nin ismiyle bütünleşen bu insanlar, verilen emri yerine getiren militanlardı.” Diye bahseder bu fedailikten. Muhalif gazeteciler Hasan Fehmi, Ahmet Samim ve Zeki Bey’in ölümlerinde parmağı olduğu söylense de hiç yargılanmamıştır.

DİPNOT 1 : Ali Ağı'nın kendi hatıralarında belirttiği 1920-1923 yılları arasındaki toplam resmî idam sayıları yaklaşık 1.000 - 1.500 kişi civarıdır. Fakat resmi olmayan tarihe göre ise 5216 kişinin canına kıydığı söylenir Cellat Ali’nin.

Hikayeleri burada bitenlerin ortak noktalar ise : Eski İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri ise Lazistan Mebusu Şükrü Bey’in öldürülmesinden, seçimlere hile katılmasından, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasından, Şeyh Sait İsyanı bahane edilerek Takrir-i Sükûn Kanunu’nun çıkarılmasından ve gazetecilerin tutuklanarak İstiklal Mahkemesi’ne verilmesinden rahatsızlık duyduklarını açık bir dil ile beyan etmeleriydi.

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin iddiasına göre ; İdamların infaz edildiği gece Çankaya’da büyük bir balo verildi; Gazi, sabaha kadar herkesin dans etmesini istedi….

4.yazımız ile kaldığımız yerden. Devam edeceğiz, sanırım Koluca’dan çıkamayacağız.