Masada Kaybedilen Topraklar-2

Bir devletin toprak kaybı her zaman savaş meydanında başlamaz. Bazen önce mali bağımlılık ortaya çıkar. Ardından ekonomik ve siyasi müdahale gelir. İçeride yaşanan krizler derinleştiğinde ise dış güçlerin askeri müdahalesi için uygun ortam oluşur. 19. yüzyılın son çeyreğinde Mısır'da yaşananlar, bu sürecin dikkat çekici örneklerinden biridir.

Mısır, 1517'de Osmanlı yönetimine girdi. 19. yüzyılda Kavalalı Mehmed Ali Paşa ve hanedanının yönetiminde geniş bir özerklik kazandı. 1840'tan sonra da hanedanın veraset yoluyla yönetimi sürdü. Buna rağmen Mısır hukuken Osmanlı Devleti'nin parçası olmayı korudu.

Dengeleri değiştiren gelişmelerden biri Hidiv İsmail Paşa döneminde yapılan büyük harcamalar ve artan borçlanmaydı. Süveyş Kanalı'nın 1869'da açılması Mısır'ın dünya ticaretindeki önemini artırdı. Aynı kanal İngiltere açısından da Hindistan ve Asya'ya uzanan deniz yolunun en önemli noktalarından biriydi.

Mısır'ın borçları büyüdükçe Avrupa devletlerinin mali müdahalesi arttı. 1875'te İsmail Paşa, Süveyş Kanalı Şirketi'ndeki hisselerini İngiliz hükümetine sattı. Böylece İngiltere kanal şirketinin en büyük tek hissedarı haline geldi. Borçların denetlenmesi amacıyla oluşturulan Avrupa ağırlıklı mali mekanizmalar da Mısır'ın ekonomik karar alma alanını daralttı.

Fakat Mısır'daki gelişmeleri yalnızca borçlarla açıklamak eksik kalır. Ordunun yapısı, yönetimdeki yabancı etkisi ve anayasal talepler etrafında siyasi bir hareketlilik de büyüyordu. Ahmed Urabi Paşa'nın öncülük ettiği hareket, bu tepkinin en görünür merkezlerinden biri haline geldi.

1882'de kriz çatışmaya dönüştü. İngiliz donanması İskenderiye'yi bombaladı. İngiliz kuvvetleri Mısır'a çıktı ve 13 Eylül 1882'de Tel el-Kebir'de Urabi kuvvetlerini yenilgiye uğrattı. Bunun ardından İngiltere Mısır'da fiili kontrol kurdu.

Burada hukuki durum ile sahadaki gerçeklik birbirinden ayrıldı. İngiltere Mısır'ı 1882'de doğrudan kendi topraklarına katmadı. Osmanlı Devleti'nin Mısır üzerindeki hukuki egemenliği devam ediyor görünüyordu. Ancak ülkenin siyasi ve askeri kontrolü İngilizlerin eline geçmişti.

Bu fiili durum yıllar içinde kalıcılaştı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti ile İngiltere karşı karşıya gelince İngiltere 1914'te Mısır'ı himayesi altına aldığını ilan etti. Böylece 1882'den beri süren İngiliz kontrolü yeni bir hukuki statü kazandı.

Lozan Antlaşması'nın 17. maddesi de Türkiye'nin Mısır ve Sudan üzerindeki haklarından vazgeçmesinin 5 Kasım 1914'ten itibaren geçerli olduğunu kabul etti. Mısır ise 1922'de bağımsızlığını ilan etti; buna rağmen İngiliz askeri ve siyasi etkisi hemen sona ermedi.

Mısır'ın hikayesi bu nedenle yalnızca “borçlar yüzünden kaybedilen bir toprak” değildir. Borçlanma mali bağımlılığı artırdı, Süveyş Kanalı stratejik önemi büyüttü, iç siyasi kriz dış müdahaleyi kolaylaştırdı. 1882'de fiili kontrol kuruldu, 1914'te ise bu kontrol hukuki bir statüye dönüştü.

Kıbrıs örneğinde olduğu gibi Mısır da hukuki egemenlik ile fiili güç arasındaki farkın zaman içinde ne kadar önemli hale gelebileceğini gösteriyor. Bir devletin sahip olduğu hukuki hakları sahada koruyacak siyasi, ekonomik ve askeri gücü bulunmadığında, başlangıçta geçici görünen bir durum uzun vadede kalıcı sonuçlar doğurabiliyor.