Nato Liderler Zirvesi 7-8 Temmuz 2026 tarihinde Ankara'da gerçekleşti.
Benim burada söylemek istediğim konu; Nato nasıl bir kuruluş ya da biz Nato'da olmalı mıyız? değil. Beni burada asıl ilgilendiren ülkemizin bu zirve sürecinde mükemmel bir ev sahipliği sergilemesiydi. Gerçekten büyük bir devlete yakışan bir zirve oldu. Tüm konukların hava alanından başlayıp otellerine gitmesi, oradan zirveye getirilmeleri, tekrar otel dönüşleri hiç aksamadan tek bir sorun dahi çıkmadan yerine getirildi.
Hava alanında ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde yapılan törenler bütün dünyada büyük yankı uyandırdı. Bunun en büyük ispatı da katılan tüm ülke başkanlarının tören sırasındaki mimik ve davranışlarıydı. Ayrıca yemekte sunulan menü de Türk Yemeklerinin tanıtımı için muhteşem bir fırsat oldu. Ülkemizin gücünü göstermek adına inanılmaz bir tanıtım sergiledik.
İşin ekonomik boyutu var. Yani yapılan ticari anlaşmalar. Bu konuya da bilerek girmiyorum. Zaten silah ve savunma sanayimizi konuşmayan ülke kalmadı.
Zirveye katılan tüm ülke liderleri, bürokratlar, basın mensupları olumsuz tek eleştiri bile yapmadı. Hatta yabancı basın mensupları ilk kez yiyip içtiklerine para ödememenin verdiği şaşkınlıkları oradan yaptıkları canlı yayınlarla dile getirdiler.
Şimdi işin tuhaf olan kısmına gelelim. Bütün eleştiriler ülkemiz içinden geldi. Niye yollar kapalı, sanki normal zamanda trafik sorunsuzmuş gibi. Bir başka eleştiri neden mehter marşı, gel de buna kahkahalarla gülme. Ne olacaktı? Vals mi Tango mu çalacaktık. Askeri bir misyonu olan Nato Zirvesine dünyanın bilinen ilk askeri bandosunun eşlik etmesi kimi neden rahatsız eder bu da ayrı bir konu.
Durum şunu gösterdi. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “ ülkemiz muasır medeniyet seviyesine” artık ulaşmıştır.
İçeride konuşulan, söylenen, dile getirilen her söz lafügüzaf’tır.