Ramazan geldiğinde sofralarımız değişir. Pilavlar, çorbalar, börekler derken tatlıların yeri ayrı olur. Ama işin içinde güllaç varsa, işte o sofraların sessiz kahramanı baş köşeye oturur.
Güllaç, görünüşü kadar yapımı da basit bir tatlıdır aslında. Süt, şeker, güllaç yaprakları ve ceviz… Hepsi bir araya geldiğinde ortaya hem hafif hem de lezzetli bir tat çıkar. Ama küçük püf noktaları vardır: Süt ılık olmalı, yapraklar sütü iyi çekmeli ve gül suyu fazla kaçırılmamalı. Bunlara dikkat ederseniz, tatlı hem gözünüze hem damağınıza hitap eder.
Benim için güllaç sadece bir tatlı değil, aynı zamanda anı demektir. Çocukken iftar saatini beklerken sofraya gelen güllaç, ailenin bir araya geldiği, sohbetin en tatlı olduğu anın habercisiydi. Bugün de sofralar değişse de, güllaç her Ramazan o eski sıcaklığı hatırlatır.
Belki de Ramazan’ın en güzel yanı budur: Basit şeylerde mutluluk bulmak. Bir tatlı, bir tebessüm, bir aile sofrası… Ve tabii ki güllaç.