Gürültünün hüküm sürdüğü bir çağın içindeyiz. Her yerden bir ses yükseliyor; ekranlar, sokaklar, insanlar… Her şey konuşuyor gibi ama aslında pek az şey anlatılıyor.

Belki de tam bu yüzden, en çok ihtiyaç duyduğumuz şeyin adı: sessizlik.

Sessiz kalmayı seçtiğimiz anlar çoğu zaman yanlış yorumlanıyor. Kimi zaman bir eksiklik, kimi zaman yalnızlık olarak görülüyor. Oysa sessizlik, çoğu insan için bir kaçış değil; aksine bir varış noktasıdır. Gürültü insanı dağıtır, savurur. Sessizlik ise toplar, bir araya getirir. İnsanı kendisiyle yüzleştirir.

Konuşmak elbette değerlidir. Düşüncelerimizi ifade etmek, varlığımızı duyurmak için bir araçtır. Ancak susmanın da en az konuşmak kadar anlamlı olduğunu unutmamak gerekir. Çünkü her sessizlik boşluk değildir; çoğu zaman derinliktir. Her suskunluk anlamsızlık değil, bazen en güçlü ifadedir.
Bugün herkesin bir fikri var. Ama ne gariptir ki, kimse gerçekten dinlemiyor. Sözcükler havada asılı kalıyor, anlam ise giderek kayboluyor. Tam bu noktada sessizlik devreye giriyor. Belki de yeniden duymayı, anlamayı ve hissetmeyi hatırlatmak için…

Şimdi tekrar sormak gerekiyor: Sessizliğin sesini duyan var mı?