ELVİYE-İ SELASE: 93 HARBİ’NDEN BERLİN’E, BREST-LİTOVSK’TAN YENİDEN MÜCADELEYE
Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki bazı toprakların kaderi, yalnızca savaş meydanlarında belirlenmedi. Kars, Ardahan ve Batum’dan oluşan Elviye-i Selase bunun en dikkat çekici örneklerinden biridir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından Rusya’ya bırakılan bu üç sancak, yaklaşık yarım yüzyıl boyunca savaşlar, rejim değişiklikleri ve antlaşmaların etkisiyle yeniden şekillenen bir sınır mücadelesinin merkezinde kaldı.
93 Harbi’nin doğu cephesinde Rus ordusu Kars ve çevresini ele geçirdi. Savaşın sonunda imzalanan 3 Mart 1878 tarihli Ayastefanos Antlaşması, Kars, Ardahan ve Batum’un Rusya’ya bırakılmasını öngörüyordu. Ancak Rusya’nın Balkanlar ve Kafkasya’daki kazanımları Avrupa devletlerinin tepkisini çekti. Ayastefanos düzeni yeniden ele alındı ve 13 Temmuz 1878’de Berlin Antlaşması imzalandı. Antlaşmanın 58. maddesi Kars, Ardahan ve Batum’un Rusya’ya bırakılmasını kesinleştirdi. Böylece Elviye-i Selase, yaklaşık kırk yıl sürecek Rus yönetimine girdi.
Bu değişiklik yalnızca haritadaki sınırı değiştirmedi. Bölgedeki nüfus hareketleri de hızlandı. Savaşın ardından çok sayıda Müslüman Osmanlı topraklarına göç etti. Kars, Ardahan ve Batum’da Rus yönetimi altında geçen yıllar, bölgenin idari, ekonomik ve demografik yapısını da değiştirdi.
1917’de Rusya’da Bolşeviklerin iktidara gelmesi ise dengeleri yeniden değiştirdi. 3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması’nın 4. maddesi, Kars, Ardahan ve Batum’un Rus askerlerinden boşaltılmasını öngörüyordu. Rusya ayrıca bu bölgelerin yeniden düzenlenmesine müdahale etmeyeceğini, geleceğin bölge halkının komşu devletlerle, özellikle Türkiye ile ilişkileri dikkate alınarak belirlenmesini kabul ediyordu. Böylece 1878’de Rusya’ya bırakılan üç sancak yeniden Osmanlı siyasetinin gündemine girdi.
1918 yılında yapılan halk oylamaları sonucunda bölgede Osmanlı yönetimine katılma yönünde irade ortaya çıktı ve Osmanlı Devleti yeniden teşkilatlanmaya başladı. Ancak bu kez de savaşın genel sonucu belirleyici oldu. 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi, Osmanlı kuvvetlerinin Kafkasya’da geri çekilmesini gündeme getirdi. Böylece kısa süre önce yeniden kurulan Osmanlı yönetimi kalıcı hale gelemedi.
Elviye-i Selase’nin kaderi artık Milli Mücadele’nin konusu haline gelmişti. 28 Ocak 1920 tarihli Misak-ı Milli’nin ikinci maddesinde Kars, Ardahan ve Batum açıkça yer aldı. Halkın daha önceki serbest oylamayla anavatana katıldığı belirtilerek, gerektiğinde yeniden halkoyuna başvurulabileceği kabul edildi.
Sonraki gelişmeler üç sancağın aynı siyasi kaderi paylaşmayacağını gösterdi. 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması ile Kars ve Ardahan Türkiye tarafında kaldı, Batum ise Gürcistan’a bırakıldı ve halkına özerklik verilmesi kararlaştırıldı. 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşması, Moskova’da belirlenen bu sınır düzenini Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan Sovyet cumhuriyetleriyle de teyit etti.
Böylece 1878’de savaşın ardından kaybedilen üç sancaktan ikisi, yaklaşık kırk yıl sonra yeni bir savaş ve diplomasi döneminin sonunda Türkiye sınırları içinde kaldı. Batum ise aynı sürecin sonunda farklı bir siyasi statüye kavuştu.
Elviye-i Selase’nin hikayesi bu nedenle yalnızca 93 Harbi’nin hikayesi değildir. 1878 Berlin’i, 1918 Brest-Litovsk’u, Mondros’u, Misak-ı Milli’yi ve 1921 Moskova ile Kars antlaşmalarını birlikte okumak gerekir. Kars, Ardahan ve Batum’un kaderi, sınırların bazen bir savaşla değiştiğini, fakat kalıcı hale gelmesinin çoğu zaman çok daha uzun bir diplomasi mücadelesi gerektirdiğini gösteriyor.