“Osmanlı Devleti'nin son dönemindeki toprak kayıpları yalnızca savaş meydanlarında yaşanmadı. Kimi zaman bir işgal, kimi zaman bir antlaşma, kimi zaman da yıllar içinde kalıcılaşan bir fiili durum sınırları değiştirdi. Kıbrıs'tan Mısır'a, Tunus'tan Balkanlar'a uzanan bu dizi, kaybedilen toprakların arkasındaki savaşları, diplomatik pazarlıkları ve değişen güç dengelerini ele alıyor. Haritadaki değişimin nasıl başladığını ve masada nasıl kalıcı hale geldiğini birlikte izliyoruz.”
Kıbrıs: Geçici Yönetim Nasıl Kalıcı Hale Geldi?
Bir adanın el değiştirmesi her zaman bir savaşın sonunda gerçekleşmez. Kıbrıs'ın hikayesinde daha farklı bir tablo var. 1878'de Osmanlı egemenliği hukuken devam ederken İngiltere adayı yönetmeye başladı. Aradan 36 yıl geçti ve bu kez İngiltere egemenliğini ilan etti. 1923'te ise Türkiye bu yeni durumu uluslararası bir antlaşmayla tanıdı. Kıbrıs dosyasının dikkat çekici tarafı, değişimin tek hamlede değil, aşama aşama gerçekleşmesidir.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından Rus ordusu İstanbul önlerine kadar ilerlemiş, Osmanlı Devleti ağır bir askeri ve diplomatik baskıyla karşı karşıya kalmıştı. İngiltere açısından Rusya'nın Kafkasya üzerinden güneye ilerlemesi, Doğu Akdeniz'deki dengeler ve özellikle Mısır ile imparatorluk ulaşım hatlarının güvenliği önem taşıyordu. Bu ortamda Londra ile İstanbul arasında Kıbrıs'ı doğrudan ilgilendiren bir anlaşma yapıldı.
4 Haziran 1878 tarihli Kıbrıs Konvansiyonu ile İngiltere, Rusya'nın Osmanlı Devleti'nin Asya topraklarında yeni bir ilerleme girişiminde bulunması halinde Osmanlı'ya destek vermeyi üstlendi. Karşılığında Kıbrıs'ı işgal ve idare etme hakkını aldı. Burada hukuki ayrım önemliydi. Ada İngiliz yönetimine geçmişti, fakat Osmanlı'nın egemenlik hakkı henüz ortadan kalkmamıştı. İngiltere'nin Kıbrıs'taki yönetimi için Osmanlı Devleti ile mali bir düzenleme de yapılmıştı.
Fakat uluslararası dengeler sabit kalmadı. İngiltere'nin 1882'de Mısır'ı işgal etmesi, Kıbrıs'ın İngiliz savunma ve Doğu Akdeniz hesaplarındaki önemini artırdı. Ada artık yalnızca Rusya'ya karşı düşünülen bir mevzi değil, İngiltere'nin Mısır ve Doğu Akdeniz politikasının da parçasıydı. Kıbrıs üzerine yapılan akademik çalışmalar, İngiliz yönetiminin ada için öngördüğü stratejik rolün zaman içinde değiştiğini gösteriyor.
Birinci Dünya Savaşı bu süreci hızlandırdı. Osmanlı Devleti'nin Almanya'nın yanında savaşa girmesinin ardından İngiltere, 5 Kasım 1914'te Kıbrıs'ı tek taraflı olarak ilhak etti. Böylece 1878'de başlayan işgal ve idare düzeni sona ermiş, İngiliz egemenliği ilan edilmişti.
İngiltere'nin Kıbrıs üzerindeki hesapları bununla da bitmedi. 1915'te Yunanistan'a, İtilaf Devletleri yanında savaşa girmesi karşılığında Kıbrıs teklif edildi. Atina bu teklifi kabul etmedi. Ada yine İngiltere'nin elinde kaldı.
Son hukuki aşama Lozan'da geldi. 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması'nın 20. maddesiyle Türkiye, İngiliz hükümetinin 5 Kasım 1914 tarihli Kıbrıs ilhakını tanıdı. Böylece 1878'de başlayan fiili İngiliz yönetimi, 1914'te ilhaka, 1923'te ise uluslararası antlaşmayla tanınan bir statüye dönüştü.
Kıbrıs'ın hikayesi Türkiye açısından bugün de önem taşıyor. Çünkü denizlerde ve stratejik bölgelerde oluşan fiili durumlar, uzun süre devam ettiğinde hukuki sonuçlar doğurabiliyor. 1878'de başlayan İngiliz yönetimi, yıllar içinde siyasi gerçekliğe dönüştü ve sonunda uluslararası hukukta da karşılık buldu.
Kıbrıs örneğinde değişimi yaratan tek bir savaş değildi. 1878'in güvenlik pazarlığı, 1882'nin Mısır hamlesi, 1914'ün dünya savaşı ve 1923'ün diplomatik düzeni birbirinin üzerine geldi. Ada böylece bir günde değil, onlarca yıl süren bir güç mücadelesi ve diplomatik dönüşüm içinde el değiştirdi. Bugünün Doğu Akdeniz'ini anlamak isteyenler için Kıbrıs'ın geçmişi, fiili durumların zaman içinde nasıl kalıcı siyasi ve hukuki sonuçlar doğurabildiğini gösteren somut bir örnektir.