Bazı kekler vardır evladım, daha fırına girmeden belli eder kendini. Tezgâhta dururken bile kokusu yayılır, insanın içini ısıtır. Limonlu portakallı kek de onlardan… Fırından çıkmasına gerek yoktur; daha kabuklarını rendelirken mutfak dolar, ev dolar, insanın içi dolar. Çocukluğun pazar sabahları gibi… Perdeler yarı aralık, radyoda kısık bir ses, mutfakta telaşsız bir huzur.

Limon biraz ekşidir, portakal tatlı… Hayat gibidir aslında. Biri fazla olursa öteki küser. O yüzden ölçüsünü bilmek gerekir. Anneler bunu tariften değil, göz kararıyla öğrenir. “Biraz daha değil, tamam” derken tutturur o dengeyi. Kek de öyle kabarır işte.

Bu kek aceleyi sevmez. Yumurtalar çırpılırken durulur, kabuklar rendelenirken el yavaşlar. “Kokla bak” denir. Çünkü bu kek sadece karın doyurmaz, hatıra biriktirir. Çayın altı kısıkta demlenir, fırının kapağı sık sık açılmaz. Sabırla beklenir. Her şey yerli yerinde olsun diye…

Misafir için yapılır bazen, bazen “canım çekti” diye. Ama ne olursa olsun ilk dilim hep sessiz yenir. Kimse konuşmaz, herkes tadına bakar. Çünkü anne kekinde önce lezzet konuşur, sonra sohbet başlar.

Bu kekin tarifi de öyledir; süslü cümleye, gram hesabına pek gerek yoktur. Üç yumurta kırılır, bir su bardağı şekerle çırpılır. Yoğurtla yağ eklenir, ardından limonun ve portakalın suyu ile kabuğu rendelenir. Un, kabartma tozu ve vanilin elenerek karışıma katılır. Çok hırpalamadan, kıvam alınca bırakılır. Yağlanmış kalıba dökülür, önceden ısıtılmış 170–180 derece fırında 40–45 dakika pişirilir. Kürdan temiz çıkarsa tamamdır; fırından alınır ama hemen kesilmez, biraz dinlendirilir.

Üzerine istersen azıcık pudra şekeri serpersin, istersen hafif limonlu bir sos gezdirirsin. Yanına da ince belli bardakta açık bir çay koydun mu, mesele kapanır. Çünkü bazı kekler sadece tatlı değildir; evi ev yapan, masayı masa yapan küçük mutluluklardır. Limonlu portakallı kek de tam olarak öyledir.